İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Resim için körfeze indim…

Ümit Gezgin

Resim için körfeze doğru yöneldim.. sıcaktı sabahın onunda yola çıktığımda.. Eylül olmuştu ama hava sıcaklıkları azalacağına artıyordu ve resim sıcak soğuk dinlemiyordu.. karlı havalarda, yağmurlu havalarda da plein air painting devam ediyordu.. dış mekanlarda, açık havada resim çizme geleneği çok eskiydi ve bu işin temsilcilerinden biri Monet de çoğu dışarda resimler yapmıştı…

Dışarda resim yapmak hayata katılmak anlamlarına gelmektedir.. halk resimden anlamasa da hiç değilse ressam görüyorlardı.. bazen yanıma yaklaşıp nereyi çiziyorsun, diyenler oluyordu ve cevap verdiğimde de benzememiş, diyenler çıkıyordu.. ben de resim bu çizdiklerim, fotoğraf çekmiyorum ki, diyordum.. ne kadar anlıyorlardı, anlamıyordum ama.. sonra gidiyorlardı…

Köşeden aşağıya körfeze doğru inecektim.. sürekli bir trafik hareketliliği vardı.. motorlar, taksiler, otobüsler ve özel araçlar.. habire koşturuyordu.. kaldırımda da kadınlar, erkekler gidiyor geliyorlardı nereye gidiyorlarsa…

Kalamış Parkı‘na çıktım.. evsizler banklarda yatıyor, genç kadın erkek bazıları yine banklarda kah kitap okuyor, kah telefonlarına bakıyor ve körfez denizinin dalgasız bol martılı maviliğine göz atıyorlardı zaman zaman…

Yaklaştım iyice büyük kayaların yanına.. martılar denizin üstünde yakın birbirlerine yüzüyorlar, sonra yiyecek bekliyorlardı insanlardan.. artık balık yoktu çünkü.. körfez suyunu temizleyen vinçler de platformların üstünde sakin sakin bekliyorlardı.. güneş tepelere tırmanmış, mavilik içinde her tarafı yakıyordu… Ordan Khalkedon Restauranta doğru ilerledim.. palmiye ağaçları vardı ve gölgeleri kuvvetli bir şekilde kurumuş çimenlerin üzerindeydi…

Güneş parlaktı, bulutlar parlak ve azdı.. kuşlar, kediler ve köpekler gölgeliklere çekilmişti.. insanlar da öyle.. bir inşaatlarda çalışanlar güneşin altındaydı.. parkın içinde de ağaç gölgelerine sığınmış, portatif sandalyelerini getirmiş genç çiftler vardı.. birkaç da aile…

Sonra ilerlerken köşkleri gördüm.. ayaküstü çizdim ve daha sonra da oturduğum bir kafede boyamaya başladım.. çizmek başka bende boyamak başka.. kalın kağıda çıkmayan kesik uç kalemlerle çiziyorum.. sonra da akrilik boyalarla spontane boyuyorum.. ama bir iç denge, estetik kaygı ve arayış elbet var.. boşluklar, doluluklar.. renk uyumu, çizgiler, kompozisyon.. yıllarca gelişen bir birikim bu…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin