Ümit Gezgin
İnsanların mekan algılamasının içinde estetik, yani güzellik duyumu var mı.. yoksa insanların mekanı bir zorunluluk, sadece yaşam alanı olarak mı algılıyorlar…

Mekanın içinde ve dışında yer alabiliyor insanlar.. bazı mekanlarda insanlar görev icabı yer alırken, bazı mekanlarda kendilerini daha rahat hissedebiliyorlar.. kafeler belki bu anlamda insanların rahat ettikleri mekanlar.. ama otobüs içinde daha huzursuz, insanlarla dip dibe olmanın getirdiği sıkıntılı hal şeklinde hissedebilir.. insanın mutlu olduğu mekanlar var, zorunluluktan kaynaklanan ve mutsuz olduğu mekanlar var… Beşiktaş’taki Barbaros türbesinde de insanlar Barbaros’un türbe ziyaretine gelmişlerdi ve orada uhrevi bir huşu içinde hissediyorlardı kendilerini.. ayrıca bahçede yatan insanların mezar taşları da estetiği içerecek şekilde düzenlenmişti…

Meydan insanı rahatsız ediyor.. bir özgürlük duygusu ve rahatlama hissi veriyor ve bu da bu genişliğe adapte olmamış, hazırlıklı olmayan insanlar için rahatsızlık kaynağı.. nasıl insan anlamadığı bir şeyden korkarsa, meydanlardan da bu anlamda çekiniyor ve korkuyor.. o yüzden geniş meydanlar hemen dolduruluyor, bölünüyor ve rahat haraket edecek, boşlukların doldurulacağı bir şekilde dönüştürülecektir.. bu da insanları aslında mutlu ediyor…


Türbenin çevresinde dolaşıyordum.. birçok farklı ağaç vardı.. asırlık ağaçlar vardı ve türbe mimarisinin estetik ayrıcalığına başka bir özellik katıyordu.. türbeyi ziyaret edip dua edenler yavaş yavaş ayrılıyordu türbeden ve rüzgar da ağaç dal ve yapraklarını sallıyordu… Güzel bir bahçesi vardı türbenin.. içi de dışı da estetik olarak dizayn edilmişti.. hatlar, tezhipler, giderek mezar taşlarının güzelliği ve estetiği insanlara huşu veriyordu…


Mekanı estetiğe, resme dönüştürmeye çalışıyordum.. insanlar boşluktan kurtulmak için koşturuyorlardı, motorlara ve iskelelere doğru.. bir mekandan kaçıyor, diğer mekana sığınıyordu insanlar.. ben de gördüğüm tarihi iskele mekanını sanal, görsel, resimsel mekana dönüştürüyordum.. çizgisel olarak anlatmaya çalışıyordum görüntüyü.. görüntü de çizgi yoktu.. renk katmanları vardı sadece… Sonra döndüm, müzenin bulunduğu mekanı ve çevreyi çizmeye başladım.. bir mekanı çizmek göründüğü kadar kolay değildir.. görüntüyü çizgiye aktarmak uzun yılların bir deneyimi içinden geçilerek oluşturuluyordu…

Meydanın ortalarına doğru yürüdüm.. burada mekan genişliyor, Boğaz’a doğru açılıyordu.. gökyüzünde parçalı bulutlardan oluşuyordu.. sonra döndüm Sinan Paşa Cami’nin görkemine baktım.. orijinal taşlardan örülmüştü ve bu da aynı zamanda mekan olarak yüksek bir şiirselliği meydana getiriyordu.. gerek türbe, gerekse de cami türlü ağaçlarla sarılmıştı.. sonbaharın başlangıcında yapraklar uçuşuyor ve sarı, turuncu, kahverengi yapraklar güzel güzel manzaralar oluşturuyordu…

İnsan sürekli mekanda yaşar.. zaten mekanlar her yeri, her şeyi kapsamış vaziyettedir.. insan, bir mekandan zaten diğer mekana geçer.. ben de Beşiktaş meydanından kalkıp vapur mekanına geçtim.. ordan da sahil, Boğaz, tepeler gibi mekanların görünümlerinin nasıl olduğunu anlamak, görmek ve çizerek de resmini yapmak istiyordum.. bu da yeni bir mekan tasarımı, hiç değilse yorumu olarak görünüyordu…






İlk yorum yapan siz olun