Prof. Dr. Ümit Gezgin
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin de üyesi olan Feyhaman Duran’ın sanatı, bana diğer birçokları düşünüldüğünde daha disiplinli, daha hesaplı bir sanat olarak görünür.. aklıma hemen İbrahim Çallı gelir.. Çallı daha savruk, daha özgür, başına buyruktur.. koyvermiş bir tabiatı vardır.. hesapsız kitapsız bir resim yapar adeta.. kimseye de eyvallah demez.. hiç değilse ben öyle algılarım Çallı’yı…

Ama Feyhaman öyle değildir.. elbet bunun karakterle de bir ilgisi vardır.. hatta resimsel üslup, seçilen konalarla da ilgisi bulunur… Kadıköy’lüdür sanatçı.. burada 1886’da doğmuştur.. ressam olduğu kadar da hattattır.. belki hat’ın disiplini resmine de sirayet etmiştir…

Portrede de ileri olduğu ve portre savruk ve baştansavmalığı asla kaldırmadığı için de disiplinli ve bilinçlidir sanatçı.. figür resminin kendine özgü alanı olan portre, kişiye en başta benzemek zorundadır.. bu yönüyle sanatsallığından ziyade benzetmeciliği, yani gerçekçiliği ön plandadır.. bu yönleriyle de sanatçı çok başarılıdır…

Babası aslında gümrükçü sanatçının. yani sanatla pek bir alakası yok.. annesini ise genç yaşta kaybediyor..anne sıcaklığını ve sevgisini alamıyor yani.. bu da karakterinin şekillenmesinde, sert bir mizaca, hatta sabra, kabullenmeye, zorluklara dayanmaya götürmüş olabilir sanatçıyı…

Galatasaray Lisesi’nde okuması büyük avantaj oluyor.. burası çünkü devrin kültür ve sanat yönünden en ileri okulu olarak karşımıza çıkıyor.. ayrıca burada önemli ressamlarımızdan Şevket Dağ onun resim hocası oluyor…

Okul hayatı içinde, desen, hat, çini mürekkebi eskizleriyle başarılı oluyor ve hocalarının da ilgisini çekiyor.. 1908 yılında okulu bitiriyor.. aile darboğazda olduğu için, çalışmak zorunda.. hemen Bab-ı Ali’ye katip olarak girip, çalışmaya başlıyor…

Daha sonra mezun olduğu Galatasaray Lisesi’ne Hüsn-ü Hat hocası olarak tayin ediliyor.. ve önemli hat hocalarından Tahsin Bey’in yerine bu dersleri vermeye başlıyor…

Yine belli bir süre sonra kaderi değişiyor.. Mısırlı prens Abbas Halim Paşa’nın güzel sanatların çeşitli bölümlerinde başarı gösterenler arasından yaptığı seçimle, Avrupa’ya gönderdiği öğrenci grubunda O da yer alıyor ve Paris’e gidiyor…

Feyhaman Duran, 1911-1913 yılları arasında Paris’te sanat eğitimi gördü.. o yıllarda Paris’te genç Türk ressamlarının da devam ettiği Academie Julian’da Jean Paul Luarens Atölyesi‘ne kaydoldu.. elbet bilinir ki bu atölyeler özel atölyelerdi ve paralıydı.. belli bir miktar para ödeniyordu.. burada da izlenimcilik akımını sevmeye ve o tarz resimler yapmaya yöneliyor…

Birinci Dünya Savaşı başlayınca diğer Türk ressamlarla birlikte yurda dönüyor.. Galatasaray Sergileri’ne de düzenli katılmaya başlıyor.. ayrıca Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin düzenlediği sergilere de katılıyor… Ayrıca Harp Mecmuası’nda çalışıyor ve savaş resimleri yapıyor.. birinci Galatasaray Sergisi’nde Prof. Dr. Akil Muhtar adlı portresiyle ödül de alıyor ve portreciliği böylelikle tescillenmiş oluyor…

Bir kere şansı açılmış oluyor Feyhaman Duran‘ın.. 1919 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Kız Güzel Sanatlar Akademisi’ne tayin ediliyor.. ayrıca da Ömer Adil Bey’den sonra da burada müdürlük yapıyor…

1922 yılında öğrencisi Güzel Hanım’la evleniyor.. 1923 yılında Türk Ressamlar Cemiyeti’nin yönetim kurulu üyeliğine seçiliyor.. yine burada, cemiyetin isme çeşitli defalar değişse de, yöneticiliğini ömrünün sonuna kadar da sürdürüyor…

Kız ve erkek Saniyi-i Nefise mektepleri birleştirilince Sanayi-i Nefise Mektebi’ne tayin ediliyor… Burada 1933’te Resim Atölyesi öğretmenliğe getiriliyor…

Yurt Gezileri kapsımında 1938 yılında Gaziantep’e gönderiliyor.. burada ondan fazla yapıt üretiyor.. yine 1939 yılında da İbrahim Çallı ve Ayetullah Sümer’le birlikte İsmet İnönü’nün portresini yapmak üzere Ankara’ya çağrılıyor…

Feyhaman Duran, arkadaşı Sami Yetik’in üç ciltlik Ressamlarımız kitabı için kapağını tasarladı.. yine İbrahim Çallı ve Sami Yetik’le birlikte Vezneciler semtinde varolan Zühal Kırtasiye’sinin atölyesinde resim dersleri verdi…

1951 yılında sanatçı emekli oluyor.. çalışmalarını Beyazıt’taki evde sürdürüyor.. evi de müze düşüncesiyle İstanbul Üniversitesi’ne bağışlıyor.. sanatçı 6 Mayıs 1970’te de İstanbul’da vefat ediyor ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnediliyor…






İlk yorum yapan siz olun