İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

GÜNEŞLİ BİR SONBAHAR GÜNÜ… BEYOĞLU… ÖĞRETMENEVİ… BEN VE KİTAP SAYFALARI ARASINDA DOLAŞMAK…

​Nusret Karaca

​20 Ekim 2026, Salı
​Bugün Kadıköy’den Beyoğlu’na yolculuğum…
Karaköy, Tünel, Narmanlı Han önünden Asmalımescit ve Meşrutiyet Caddesi…
​Yıllardır belli aralıklarla uğradığım, bazı yazılarımda da yer verdiğim Beyoğlu Öğretmenevi. 20 Ekim 2026 Salı günü ayaklarım beni yine oraya sürüklüyor. Bünyesinde bulunan Kafe MEB Pera’ya ilk uğrayışım. Hafif bir müzik eşliğinde çaylarımı yudumlarken kitap sayfaları arasında dolaşmak ve yazı yazmak… Güleryüzleriyle hizmet veren çalışanlarla ayaküstü kısa bir edebiyat sohbeti…
​Oturduğum masanın karşısında kitaplar… Bu kez yanımda getirdiğim kendi kitabımın sayfaları arasında kısa bir yolculuk…

​EN KÜÇÜK ŞEYLER VE MUTLULUK
​”Şu an sınıftayım ama ne kadar sınıfta olduğumu düşünsem de içimin bir bölümü ve kalbimin bir bölümü başka yerde. Yeri geldiğinde bir bakıyorum ki derinlere ve düşlere dalmışım; inanın ki o zaman nerede olduğumu, neler düşündüğümü ve ne yaşadığımı bilmiyorum. Koskoca bir boşluğun içinde buluyorum kendimi. Bazen içimde derin fırtınalar kopuyor, rüzgârlar esiyor. Bazen ise dünyaya gülücükler saçmak zorunda olduğumu bilerek etrafa sahte ve içimden gelmeyen gülücükler saçıyor, en ufak bir şeyden mutlu olmaya çalışıyorum. İnsanı da üzen bu oluyor: Ne zaman gerçek mutluluğa kavuşacağını bilmemek… Ama ben inanıyorum ki gün gelecek, yüzümden gülücüklerim hiç eksik olmayacak. Etrafıma boş boş bakıp imkânsız hayaller kurmayacağım. İnsan inandığı müddetçe her şeyi başarır.”
​B. Ö.
(Nusret Karaca – Şimdi Ben Neredeyim?, s. 69)
…
​KARDELEN GÜLÜMSER Mİ YALNIZLIKTA KARANLIKTAN YILDIZLARA?
​Uğur Hacıhanifoğlu’nun son yapıtı ‘GİTMELER DENİZİ’ni kucaklamıştım geçtiğimiz günlerde gazete okurları için. Yayın sırasına almıştı güzel dostlar… Yazının sonunda şairin birkaç dizesini eklemiştim:
​Kaç kere kırıldı kanatlarımız
Göçerken hayal kentlerine
Kaymayan yıldız kaldı mı
Mavisinde gecikmelerin
​Nasıl bilebilirdim ki araya ‘kayan bir yıldız’ın dizelerini sıkıştıracağımı…
Ve nereden bilebilirdim ki Uğur Karaadı’nın bir akşam Feneryolu Çay Bahçesi’nde avuçlarıma ‘KARDELEN’ler bırakacağını… Yaşama umutla bakan gençlerin arasından çıkıp onların yürek atışlarını kendi yüreğinde hisseden ben, bir solukluk dinlence anında sanki soluksuz kalıyorum…
​Bir dinginlik…
Öylesine bir sessizlik…
​Nice şiirlerini okudum öğrencilerimin. Nice anılarını kitaplaştırıp *’BİR DEMET ŞİİR’*e dönüştürdük dostlarımla birlikte. Duygularını, coşkularını, beklentilerini dizelerle anlatmaya çalıştılar birbirlerine. Bizim tanıdığımız ‘onlar’ın dışında kendi ‘ben’leriydi aslında anlattıkları ya da anlatmaya çalıştıkları.
​Şimdi ‘KARDELEN’ler yanında, gülümseyen bir yüz ifadesiyle İlknur Musluoğlu kendi dizelerini kucaklıyor; ben de kâğıdım ve kalemimle onun dizelerini… Annesine yazdığı dizeleri:
​Doğumumla başladı yüzümdeki tebessüm
İlk beni kucakladığında hissettim sıcaklığını
Sana ilk bakışta âşık oldum
Hele o gözlerimin içine bakıp
Kızışın…
​Çocukluğumda okudum bir kitaptan belleğimde kalanlar neydi? Genç bir kız şöyle diyordu mektubunda:
“Her gece yatarken bir avuç yıldız serperim yüreğime; sabah kalktığımda bir de bakardım ki güneş doğmuş yüzüme.” Ya da ona benzer bir söz…
​Sevgili İlknur;
Değer miydi ilkbaharında dökülen dört mevsime şiirler yazmak varken, kendi isteğinle karanlıklara yolculuğa çıkmak?
​Bak, Güneş yine doğdu bugün. Ben bir eğitimci olarak yine öğrencilerimleyim. Yine şiirler yazacaklar umutla. Ve ben onların dizeleriyle yolculuğa çıkacağım gün boyu.
​Şimdi; annenin sana yazdığı şiiri, öğretmenin Çiğdem İşmen’in yazdığı yazıyı ve arkadaşlarının yazılarını okuyorum.
​Şiirlerin kitaplaşmış…
Bugün Dünya Kadınlar Günü, şiirler okunuyor.
Okuldayım.
Hava güzel! Güneş içimizi ısıtıyor…
Keşke şiirlerini sen yaşarken okusaydım. Konuk olsaydın okulumuza, birlikte şiirler okusaydık öğrencilerime…
​Şimdi sen yoksun.
​Sevgili Mehrizat, “Şiir yaşamın yüreğidir” der.
Refik Durbaş ise “Şiir sonsuzlukta yaşar” der.
Sen artık sonsuzluktasın…
​Dört mevsimde yaşayacak şiirlerin.
Senin ‘Ben’in, ‘Gel-Git’lerin…
Kendi elinle uğurladın son yolculuğuna genç bedenini…
​Bir soru kaldı geriye:
Ne oldu İlknur’a? Sır ‘sen’de ama…
​Yanıt kısa duyanlar için:
Çok yazık oldu!
​Şimdi ‘yaşantının yüreği’, ‘sonsuzlukta’ atıyor şiirlerinle…
Ya onlar da kalmasaydı geriye?
Hangi ana, baba, hangi dost, hangi arkadaş, hangi eğitimci dayanırdı bu acıya…
​(2008 – Armağan edilen bir kitap üzerine)
(Nusret Karaca – Şimdi Ben Neredeyim?, s. 107)

​Evet!
Sayfalar arasında dolaşırken içlerinden ikisini eklemek geliyor içimden.
Öğretmenevi’nin lobisinde yazımı tamamlıyorum.
Sonra yine Kafe MEB Pera’ya uğrayıp bir çay daha!…
​Ardından kitabımı oraya bırakıp Karaköy İskelesi’ne doğru yol alıyorum.
18.45 vapuru…
Tarihî Yarımada’dan bir görüntü.
İstanbul bir başka güzel!
​Gel de gezme, gel de yazma!
Ben de fırsat buldukça öyle yapıyorum.
​Ne güzel! ‎

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin