Ümit Gezgin
İleriye doğru gidiyordum ve kaldırım taşları birbirinden farklıydı.. gökyüzünde de yoğun bulutlar vardı ve gökyüzünü, yani uzayı göremiyordum.. güneşi, yıldızları ve gezegenleri göremiyordum…

Çöp kutuları duruyordu kaldırım kenarlarında.. tekerlekliydi bunlar ve konteyner tarzındaydı.. maviye çalıyordu gökyüzü ve elektrik direkleri de metal rengindeydi.. kaldırımın turuncu taşları vardı, bazı yerleri de koyu griydi…

Yukarı doğru yürüyordum ve Elan Pastanesini görüyordum ilerde ve yaşlılar oturmuş birbirleriyle sohbet ediyorlardı.. fiyatlar yüksekti burada.. küçücük çay elli liranın üstündeydi.. gökyüzünde de uçan bulutlar vardı.. kısa sürede bir yerden diğer yere gidiyorlardı.. kimsenin gökyüzüne alıcı gözüyle baktığı yoktu.. aslında kendi içlerinde, düşünce, istek ve beklentilerinde yaşıyorlardı…

Bağdat Caddesi’ne çıktım.. trafik yoğundu ve ağır ağır ilerliyordu araçlar.. yeni binalar yapılıyor, eskiler yıkılıyor ve sekiz ayda daha yüksek binalar çıkılıyordu.. fiyatları da doğal olarak artıyordu binaların.. en eski bina Feneryolu Sitesi’ydi.. 1954 yılında yapılmıştı bina ve hala ayaktaydı.. sağlamdı ve daha bir yüz yıl daha ayakta rahat rahat kalabilirdi…

Türlü türlü araçlar Bağdat Caddesi’nde süzülüyordu Kadıköy istikametine doğru.. artık trafik bir çileye dönmüş, uçan otomobiller bile bu duruma çare olamayacaklardır.. nasıl olacak hem.. trafik sıkıştığında havalanıp ileriye mi gidecekler…

Hyundai’den, Toyota’ya, Skoda’dan Mercedes’e ve BMW’ye kadar türlü araçlar vardı.. ayrıca Togg da vardı artık trafikte.. Subaru da vardı Renault da.. bunun yanında otobüsler vardı, taksiler vardı ve minibüsler de vardı.. bunlar sabahtan akşama kadar dolap beygiri gibi gidip Bostancı Kadıköy hattında bir gidip bir geliyorlar ve türlü türlü insanlar taşıyorlardı.. kadın erkek, çocuk, yaşlı…

Elektrikli araçlar da artık daha sık görünmeye başlamıştı trafikte.. bir köşede durup sabahtan akşama kadar bu araçların geçişini seyreden yaşlılar vardı.. türlü ağaçlar, ıhlamurlar, kayın ağaçları, kestane ağaçları, çam ağaçları.. her türden ağaçlar vardı ve bunların da yaprakları sonbaharın sonuna geldiğimiz anlamına gelmektedir…

Üst üsteydi binalar.. arkaya doğru yükseliyordu binalar.. Göztepe’ye doğru gökdelenler çıkıyordu artık.. bunun sonucunda arabalar artıyordu.. motorlar artıyordu ve artık park edecek yer, gidilecek yol ve yürünecek kaldırım kalmamıştı.. kaldırımlar bile motorlar tarafından işgal edilmiş.. çoğu kere de insanları ezerek, sıkıştırarak, korkutarak kendilerine yol açıyordu motorlar…

Betonlar, binalar, taşlar, büyük küçük binalar.. hareket halinde sadece araçlar var.. gözleri dört göz olmuş sürücüler.. kah yola kah telefonlarına, sonra yola, insanlara ve güzel kızlara bakıyorlar.. güzel kızlara herkes, dönüp dönüp bakıyor…






İlk yorum yapan siz olun