İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Güneş bir açıyor bir kapıyor.. yağmur bir yağıyor bir yağmıyor…

Ümit Gezgin

Yağmur bir yağıyor bir yağmıyor.. güneş bir açıyor bir kapıyor.. anlamak mümkün değil.. yürüyorum ve yağmur da yavaştan hızlanıyor.. bir yere oturayım da resim çizeyim, diye düşünüyorum içimden.. yanı sıra ağaçlara, çiçeklere, bulutların ardına saklanmış güneşe bakıyorum…

Güneşi bekliyordum.. ağaçların yaprakları ıslaktı ve yağmur taneleri dallardan yerlere dökülüyordu.. şemsiyeli insanların sayısı da an be an artıyordu.. gökyüzü gri, apartmanlar gri, sokak ve cadde griliklerle dolu.. insanların giyinişleri ve tavırları griydi…

Kestane, ıhlamur ağaçları ekseriyetle vardı çevrede ve bunların da resimlerini yapmak istiyordum.. sonra gölge gibi hareket eden insan bedenleri.. araçlar.. her yerde ve artık rahatlık ve konfordan ziyade sinir bozucu metal yığınlarına dönüşmüştü.. hiçbir de estetikleri yoktu bana göre.. havayı kirletiyor, insanları ve hayvanları eziyor, ölümlere ve sakatlanmalara sebep oluyorlardı.. geçenlerde yine bir kedinin asfaltta parçalanmış cesedini görünce bu metal yığınlarından nefret etmeye başlamıştım.. belki uçan otomobiller daha bir rahatlık sağlayacaktı…

Yaşlı bir kadın önüm sıra gidiyordu.. nereye gittiğini biliyor muydu acaba.. sonra gençler ve çocuklar.. bazen sabahın kör karanlığında çocukları okulları için hazırlanmış anneleri veya babaları tarafından semtin okullarına götürülürken görüyordum.. ayrıca servis minibüsleri geliyor ve çocukları daha erken saatlerde alıyordu…

Hava açacak gibi duruyordu.. bulutlar seyrelmiş ve mavi gökyüzü ortaya çıkmıştı.. biryerde de ay sanki kendini hafiften beyaz bir yuvarlak daire gibi gösteriyordu.. ulaşılmaz varlıklar olarak onlar da çevremizde milyarlarca yıldır dönüyordu.. oysa oturduğum ve kulak misafiri olduğum yerlerde genç yaşlı insanların mevzuları hep çıkar, para, kazanç, sağlık, tüketim dertleri üzerineydi…

Feneryolu ışıklara doğru yürüyordum ve bir sürü kalabalık da bana doğru geliyordu.. genci, orta kuşağı hızlı adımlarla alt Bağdat Caddesi’ne doğru ilerliyor.. belli ki oralardaki dükkanlarda çalışan işçilerle, evlere temizliğe giden kadınlardan oluşuyordu bu kalabalık.. karşı köşedeki simitçinin son model arabası olması beni başta şaşırtmıştı.. şimdi şaşırtmıyordu.. adam hem muhtemelen emekliydi ve hem de simitçilikten para kazanıyordu ve onun da son model arabalara binmeye hakkı vardı…

Karşıdan karşıya geçerken güneşin daha fazla belirginleştiğini ve simitçinin de her gelip geçeni dikkatli gözle süzdüğünü anladım.. ağaçlar iyisinden yeşillenmiş ve yeni apartmanların katları da yükseldikçe yükselmeye başlamıştı…

Resim kağıdımı çıkardım ve çizmeye başladım.. karşımda ağaçlar, fidanlar, dallar yapraklar.. oturan, güneşlenen yaşlı insanlar.. bol dedikodularla yaşama tutunmaya, ölmemeye çalışıyorlardı.. güneş kendisini iyisinden göstermiş, bulutlar dağılmış ve gökyüzü iyice mavilenmişti…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın