Ümit Gezgin
Masaya resimleri yaydım.. dahası bitmekte olan veya bitirmek için çalıştığım resimler.. kahve de yanda duruyordu ve küçük su da.. suluboya kabı içinde akrilik boyalar vardı ve fırça da kesik uçluydu…

Dışarda yağmur vardı ve Kahve Dünyası’nda oturmuş ve kahvemi içerken aynı zamanda otomobilin üstünde durmuş, bana doğru adım da atmış, uzun tüylü siyah beyaz renkli toraman kediyi düşünüyordum…

Başka resimlere başladım.. doğayı, çevreyi, manzarayı ve mekanları dönüştürmek istiyordum.. evet, gerçek anlamda bir dönüştürmeydi bu.. daha doğrusu istediğim şey.. ama nasıl dönüştürecektim.. bu sanat bilinçle yapılan bir şey değil, aynı zamanda içgüdüsel olarak da harekete geçilen bir şey…

Sakin sokaklar ve ara caddeler ve geniş kaldırımlar vardı.. elektrik direkleri de sakince duruyordu.. ağaçların sararmış yaprakları rüzgarla savruluyordu her bir tarafa.. gökyüzünde beyaz, gri bulutlar vardı.. hareket halindeydi bulutlar ve ben Feneryolu’na doğru çıkıyordum Fenerbahçe sahilden.. ilerde başka insanlar da vardı ve bu insanlar da Bağdat Caddesi’ne çıkıyor, oradan da Marmaray üstünden Maltepe, Pendik, Kartal hattında bulunan evlerine gidiyorlardı…

Orda, arada var olan bir pastaneye oturdum.. karşımda da bir sürü masa ve insan vardı.. ben de onların resimlerini çizdim.. daha sonra da onu renklendirecektim.. dışarda yağmur yağıyor, çevredekiler ve özellikle garsonlar çizdiğim resimlere kıs kıs gülüyorlar, kendi aralarında çizdiğim resmi gösteriyorlardı… Cehalet içinde resim yapmak da zordu.. kültür, sanat uğramadan buralara devam edip gitmiş, buraları da çorak bırakmıştı.. sabahtan akşama kadar tıkınmayı konuşan bu insanlar, sanattan uzak bir hayat yaşadıkları için de sanatçıları kendi kafalarına göre küçümsüyorlardı…

Bu ilkel mekandan ve geri kalmış zihin topluluğunun arasından sıyrılarak çıktım ve yukarıya doğru yürüdüm.. içimden de bir daha buraya oturmam, diyordum.. bütün her yer çiğ ve ilkel geldi bir anda bana.. her taraf parça parça dökülüyordu.. binalarda, yollarda, parklarda ve kafelerde ilkel insan sürüleri yaşıyordu adeta.. kültürden, irfandan, sanattan, kitaptan haberi olmayan, tüketici bir kitle olarak yaşayan insanlar ve onların mekanları, araçları vardı her yerde…






İlk yorum yapan siz olun