İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

HALİÇ!, MAHALLEMDE BİRKAÇ SAAT… HALİÇLE KUCAKLAŞMAK!.. VE.. HALİÇ’E ŞİİRLER BIRAKMAK!…

Nusret Karaca

(18 Şubat 2022 Cumartesi)

Kadıköy’den deniz yoluyla yine bir Haliç

yolculuğu…

Geçmişten günümüze yaşanmışlıklar…

Kasımpaşa,Fener,Hasköy,Sütlüce…

Eyüp iskelesi’nde iniyorum.

Okulum Tarihi Reşadiye Numune Mektebi’nin(Eyüp Anadolu Lisesi)

eski ve yeni binaları arasından tramvay ile Pierre Loti kahvehanesinin altından

Silâhtarağa…

Eski Elektrik Santrali ile (şimdiki 

Bilgi Üniversitesi-Santralistanbul)

karşısında  otopark olmuş futbol oynadığımız çayır arasındaki yoldan

Emniyettepe!

Arkadaşlarımdan orada  oturan ya da başka semtlere taşınıp Haliç’e aidiyet duygusuyla bağlı olanlar yine birarada!

Bir masa etrafında toplanmışlar…

Yanlarına gidiyorum…

Haliç’te sıcak bir kucaklaşma!

Yusuf Oylum,Kemal,Erdem,Yaşar,Yalkın,

Nuri.Sonra Vedat,Ümit,Murat ,Süleyman  geliyor…

Yanımızdan gelip geçenlerle tokalaşma, selamlaşma…

Harbi  köfteci Süleyman’ın dükkanı dolu. Osman ızgara başında.

Özgür’ü görüyorum.

Arkadaşlarla sohbet…

Çaylar gelip gidiyor…

Anılardan…Güncelden konular art arda!

Dün ile yarın arasında bugün yaşanıyor!

Buluşmamızda dünü gündeme almış, yarına bugünden bakıyoruz bir anlamda!

Arasında”Biz” varız!

Gün Haliç’te çok farklı  bir anlam taşıyor

benim için.

Hava yavaş yavaş kararırken…

Masa da yavaş yavaş boşalıyor…

Kalkıyorum…

Dönüş  yine Eyüpsultan iskelesi’nden.

Motor akşam karanlığında Golden Horn’un (Altın Boynuz) sularını  yara yara yol alıyor  Khalkedon’una doğru…

Bir kaç şiir bırakıyorum Haliç’e…

Eski ve yeni bir kaç kare  fotoğraf 

seçiyorum yazım için.

Sonunda ver elini Kadıköy…

İskelede üst katta Kitapçı’dayım.

Bir bardak çay içimi…

“Ben Haliç” ten ekler yaparak…

Günü yazıyorum.

Daha ne olsun!

Yetmez mi!

                     *****

HALİÇ’LE KUCAKLAŞMAK

Nusret KARACA

En güzel şiirler kime yazılır Haliç’te?.. En acılı öykülerinde kimler yer alır? Peki kimler yaşar en güzel aşkları günün her anında? Çocuktun Haliç… Sonra gelinlik bir genç kız, damat adayı bir delikanlı. Alın çizgileri emek emek örülmüş büyükbaba, eli öpülesi sabırlı büyükanne… Arkadaştır paylaşmayı, doyasıya kucaklaşmayı hiç unutmayan. Vefadır Haliç… Duygudur, coşkudur. Bir liseli genç kızın kıpır kıpır yüreğidir. Pierre-Loti’de kaçamak aşktır. Uzaklardan gelen konuklarını karşılamak için bir iskeledir Eyüp Sultan’da. Mehterhane’den yankılanan yüzyıllardır Osmanlı müziğidir. İşçidir… Grevdir… Kokudur, dumandır… Sonrası masmavi sulardır yarışlara kucak açmış.. Yenilenmiş, düzenlenmiş. Tarihtir, coğrafyadır, felsefedir, edebiyattır. Karşınızda doyumsuz bir tablodur. Balat’ta dar sokaktır, meyhanedir. Değişik ulusların ayak izleridir Haliç. Benim gençlik aşklarımın yuvasıdır… Platonik duygularımın sırdaşı… İki katlı evimizin küçük balkonunda, doyumsuz anların durağı, bahçemde açan çiçek, balkonumdaki saksı. Pencereme dal uzatan erik ağacına konmuş, beni her sabah uyandıran kuş. Annemin ev arkadaşı, gün boyu yoldaşı. Babamın ise gün batımı huzurlu yuvası. Evinin bahçesi çocukların oyun alanı Mehmet amcanın sımsıcak yüreğidir Haliç. Zeynep teyzenin şen kahkahaları, İsmail amcanın haykırışıdır. Karanlıktır Haliç… Ani bir sessizliktir kimi zaman, fırtınalar öncesi… Kapanan fabrika, yıkılan gecekondudur. Serdar’ın ilk ve son sevgilisidir, yeri belli olmayan mezarıdır. Neşet ağabeyin kahvehanesinde içilen bir yudum çay, Eyüp Sultan’da çocukların ellerindeki oyuncaktır. Kırık dökük anılarla, onları yolculuğa çıkarmış olanların buluşma yeridir. Saçları kırlaşmış çocukluğun, on dört yaşımın olgunluğu, sevgilinin umut dolu bakışlarıdır. Sabahın ilk saatlerinde kız arkadaşını, işe giderken görebilme çabasındaki delikanlıdır. Kâğıthane deresi yanından geçerken 18. Yüzyılı yaşayan bir meraktır, Lale Devri’ni 20. Yüzyıla taşıyan düşünce gücüdür. Hasbahçe’dir Haliç, Tersanedir, Şişhane yokuşudur Kuledibi’ne uzanan. Sadrazam Mahmut’un uykuluğu, borsanın mezbahası, Şakir Zümre’nin içinizi ısıtan döküm sobası. Her gün yeni doğan bir çocuktur Haliç… Büyür, yaşlanır… Sonra yeniden doğar. İskeleye yanaşan küçük bir tekne Haliç… Alır, gün boyu kıyılarını dolaştırır. Her kıyıda, her mahallede her sokakta biraz ben, biraz sen biraz da o… Koşuşturma içinde bazen içi acısa da o hep gülümseyen yüzüyle çıkmak ister karşınıza, çağlar boyu yaşadıklarını anlatmak istercesine. Gözyaşları acıdan mı, sevinçten mi anlayamazsınız. Yakından tanıdınız mı ve onu anlamaya başladınız mı sizin de gözünüzden birkaç damla yaş süzülür yanaklarınıza. Onun gözyaşlarıyla karışır. Haliç’le kucaklaşmaktır bu… Zaman içindeki değişim, Eyüp’te simitçilerin yerini yeni “sunum” şekli ile mısırcıları almıştır. Haliç bunu da kabullenir. Hiç kimseye kızmaz Haliç… Kızamaz. İki katlı turist otobüslerini karşılar tüm konukseverliğiyle… İki boynuzu sanki daha bir parlaktır. “İnanç”tır Haliç, huzurdur. Haliç aslında yazılmamış bir şiir, yaşanmamış bir öykü, hiç bitirilememiş romandır. Kimse nereden başlayacağını ve nerede bitireceğini bilemez onu ölümsüzleştirecek sanat eserinde. Şiirler, öyküler, romanlar, tablolar, müzikler hep yarımdır aslında. Herkes bir şeyler katmak için bir yerinden tutar, tutmaya çalışır. Haliç tutkusudur bu ve Haliç tutmuştur sizi. Ne kadar dingin olsa da, minik dalgalarıyla sarsmıştır. Haliç sarhoşluğu bir başkadır. Başınız döndükçe tutunmak istersiniz, o kaçar. Siz kaçmaya, uzaklaşmaya çalışırsınız, o sizi kovalar. Haliç’le kovalamaca… Tıpkı benim gibi. Başım döndükçe ondan biliyorum. “Neden böyle yapıyorsun?” diye sormak geliyor içimden. Ona koşuyorum. Yüz yüze konuşmak istiyorum. O bana “Sus” diyor. “Madem yine bana geldin. Doya doya yaşa çocukluğunu. Sandal mı istiyorsun? Bisikletlerini mi? Ya da arkadaşlarını? Özledin mi? Beni takip et” Soru sorma fırsatı bile kalmıyor takıyor seni peşine Haliç, sürüklüyor… Sürükleniyorum… Yeniden çocuk oluyorum, yeniden delikanlı… Yaşam bu aslında. Nerede olursam olayım bir sığınacak limanım bir “Haliç”im var.. Ya sığınacak bir limanı olmayanlar? Öyle bir yer ki burası nerede olursan ol seni bulur, kucaklar. Herkes için sığınacak bir limandır aslında. “Ben Haliç”.(*)

(*) “BEN HALİÇ”/Nusret Karaca

FİDANLIK SOKAK

(Emniyettepe’de bir sokak)

Yine kararmaya başladı gökyüzü

Hâlâ dışarıda Fidanlık Sokağın çocukları

Üzerlerinde eşofman ayaklarında top

Ellerinde misketler

Kendinden geçmiş bir kaçı

Bu sokakta çocukların

Hiç bitmiyor oyunları

Çöplük etrafı oyun bahçeleri onların

Yarı taş yarı toprak yollar

Futbol sahaları

Ne fabrika dumanlarını görüyorlar

Ne de kokusunun fakındalar Haliç’in

Bu sokakta çocukların

Hiç bitmiyor oyunları

Bir akşam üzeri yine

Pencereden bakıyorum yarınlara

Geçmişlerde derinlerde

Kendi çocukluğum geliyor aklıma 

Bir başka oluyor Fidanlık Sokak’ta akşamlar

Bu sokakta çocukların

Hiç değişmedi oyunları

(Nusret KARACA)

***

BEN HALİÇ’İN ÇOCUĞUYUM

“Ben mi”?

“Efendim..! Küçükken…”

………….

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Eyüp’te büyüdüm.

Sütlüce’den Balat’a

Sandallarla

Ben geçtim

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Orada

Erken çalardı fabrika boruları

İşçiler otururdu

Sırt sırta vermiş evlerde

İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından

Biz çocuklar

Kana kana içerdik suları

Eyüp çeşmelerinden

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Sokaklarında

Top oynardı bebeler

Ellerinde yağlı ekmeklerle

Güler yüzlüydü insanları

Ve…

Kahvelerde toplanırlardı

Büyükler akşamları

Ben Haliç’in çocuğuyum

Kokular yayılırdı

Martıların uğramadığı

Alibey Deresi’nden

Oranın çamurunda

Son balıkları

Ben tutmaya çalıştım

Çocuk aklımla

Oltalar yapardım tellerden

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Yorgun çökerdi güneş akşamları

Evlerin damlarına

Geç yatılır

Erken kalkılırdı

O küçücük evlerde

Bilseniz

Ne hayaller yaşanırdı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Aklımda hep Haliç

Eyüp Sultan’da kuşlar

Avlusunda dua eden annem

Dışarıda simitçiler

Simdi

Babam

Annem

Bir de

Kardeşim kaldı mezarda

Aklım hâlâ Haliç’te

Gördüm

Eski Galata Köprüsü’nü de,

Hasköy’e çekmişler

Peki…

İstanbul Nerede?

Ben

İstanbul çocuğuyum

Şimdi

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben Haliç’in çocuğuyum.

…..

“Amca…!

Martılar uğramaz mı buralara…”

…..

Ben Haliç’in çocuğuyum

Küçükken de buralarda

Yağmurlar yağardı

Yatak döşek

İnsanlar

Dışarılarda yatardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Oy istemeye gelirlerdi buralara

Dayılarla, amcalar

Sonra bir daha uğramazlardı

Onları gördüğümüz

Yalnızca bayramlardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Esnaflar

Kendileri yaparlardı yolları

Sonra birileri gelir

Birileri adına

Toplarlardı paraları

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Bir zamanlar

Kendi hallerinde

Yaşarlarken insanlar

Gelmezlerdi

Arsa almaya

Büyük büyük adamlar

Şimdi

Kalmadı el atılacak yer

Ve…

Para etmeye başladı ya buraları

Üşüştü yine

Dayılar… amcalar

Ve…

Tüm akrabaları

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Değişene kadar

Yazgısı buraların

Yazacağım durmadan

Ben

İstanbul çocuğuyum

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben Haliç’in çocuğuyum

….

“Mavi mi? … O da ne?”

….

Ben Haliç’in çocuğuyum

Düşlerimde

Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma

Kıyıda beni

Küçük bir sandal karşılardı

Saçlarımı da

Hafif bir rüzgâr okşardı

Bahçemizde

Hanımelleri açar

Papatyalar

Gelincikler coşardı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Fener’de

Bir sandaldı oyun odamız

İlk sigarayı orada içtim gizlice

İlk birayı

Balat’ta bir meyhanede

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Defterdar surlarında

Çadırları arasında Çingenelerin

Futbol oynardım ben

Temelleri atılırken

Haliç Köprüsü’nün

Sırtım

Kan ter içerisindeyken

Ben

Haliç’in çocuğuyum

39 numara geçerdi

Aksaray’dan Alibeyköy’e

49…

Kambur otobüs

Taksim’e

47…

Şişhane’ye

Ayakkapı’nın dar sokaklarından geçerdi

Magirus otobüsler

Pahalı da olsa

Tıka basa doluydu

Kasımpaşa’ya giden

Küçük minibüsler

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Alibey Deresi’ne

Lağımlar karışırken

Şenbağ’dan

Karadolap’a inerdik

Gül sinemasına giderken

Çırçır’da

Sıyırırdık paçalarımızı

Geçerken dönüşte

Tahta Köprü’den

Paylaşırdık çocuklarla

Kalan paralarımızı

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Eyüp’te Pierre-Loti

Köşe başında

Sultan muhallebi

Ve

Şark Kahvesi’nde

Ak sakallı

Metin dede

Ah…!

Ne anılarım vardır

Oraların

Kıyısında köşesinde

…..

“Hoşgeldiniz…! Geldiniz de!”

….

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Greve girince işçiler

Arkadaşlarım

Fabrikalarda yatardı

İşsiz kalınca

Mustafa

Süleyman

Hüseyin

Dışarıda çorap satarlardı.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Güzeltepe’nin

İşçi çocukları

Sokaklarda

Misket

Çelik çomak oynarlardı

Arkadaşlarım vardı oralarda

Üçkâğıtçılara direnir

Onlarla güreş tutarlardı.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Emniyettepe’de kondular

Boş arsaları

Zamanla doldurdular

İki oda yapanlar

Birer yuva kurdular.

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Silahtarağa’da

Salıpazarı vardı

Sıcakta

Haliç pislik kokardı

Üf…! deyip

Burunlarını tıkarlardı

Uzaklardan gelenler

Düzenlendi

Toparlandı ya buraları

Onlar oldu

İlk gelenler

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Saatleri

Fabrika düdüklerinden ayarlardık

Yıllarca

Hep yalanlarla oyalandık

Çamur doluydu

Taş ocağında kaldırımlar

Kim söz verirse

Seçim önceleri

Onlara kanarlardı

Umut dolu insanlar

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Mavi Haliç’ti

Çay bahçemizin adı

Denizin mavisinden

Martılardan uzak

Kim bilir

Bir mavi düştü bizimkisi belki

Ama yine de

Bir başkaydı

Haliç’te çocukluğun keyfi

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Kâğıthane Sadabad

Tarihte buraları

Lale devrindeydi

Benim de çocukluğum

Hep oralarda geçti

Çamlık’tı oynadığımız yer

Şimdi buralarda

Gökdelenler diktiler

Pis kokarken çevremiz

Beyefendiler…

Hanımefendiler…

Acaba o zamanlar

Nerelerdeydiler?..

….

“Yüreğime vuruyor dalgalar”

Ben Haliç’in çocuğuyum

Merhaba kahveci Mehmet

Merhaba büfeci Oylum

Kokoreççi Aziz… Boyacı Ahmet

Merhaba işçi kızlarım

Merhaba

Haliç’in güzel insanları

Yıkılmış gecekondulardan

Eşyaları yerlere atılmış

Fabrika işçileri

Nerelerdesiniz?

Nerelerde?

Bakın

Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere

Gözyaşlarımı ise

Haliç’e

Ben

Haliç’in çocuğuyum

Neredesin İzmirli Muhtar Amca

Ayakkabıcı Dayko

Berber Kâni

Nerelerdesiniz…

Çocukluk arkadaşlarım

Nerede top oynadığımız çayırlar

Bacası duman tüten fabrikalar

Nereye karıştı…

Haliç sularındaki mavi düşlerim

Canlı fotoğraflarım

Çocukluk anılarım

Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar

Oturmaya gelen

Anneannem

Ak sakallı dedem

Neredesiniz anneciğim, babacığım

Nerede Haliç’teki ayak izlerim

Ben

İstanbul çocuğuyum

Şimdi

Kadıköy’de oturan

Eyüplü

Yani

Yani aslında

Ben

Haliç’in çocuğuyum

(Nusret KARACA)

***

İSTANBUL ISLAK

Yağmur

Ocak yirmi yedi

İki bin on üç

Kadıköy’de

Bir kahvehane

Yetmiş sekizdi

Yine bir akşam üstü

Yine yağmur

İstanbul ıslaktı

Haliç ayakta

Biz uyanık

Rabak/Sungurlar

Demir Döküm

Ve diğerleri

Ve arkadaşlarım

Haliç kokuyordu

Biz üşüyorduk/ayaktaydık

Sobaya/odun

Ve..

Kömür

Eve aş savaşı

Fabrikaların içi soğuk

Od yok

Dışarıda polis

Dışarıda jandarma

Dışarıda kar

İçimiz kor

Ocak iki bin on üç

Dışarıdayım

Gece

Yürüyorum

Bedenim soğuk/titriyorum

Haliç dingin

Haliç uykuda

İstanbul ıslak

Ayaklarım kayıyor

(Nusret  KARACA)

              ***

BEYOĞLU… BEN VE HALİÇ ‘İN ÇOCUKLARI 

Kulaklarımda 

Hiç dinmeyen çınlamalar 

Belleğimden nedir dökülen 

Notalara 

Yaşanmışlıksa beni terk etmeyen 

Beden hangi beden? 

Şu ” çocuk ben” 

Yanımda Erken Co Serdar… Şakrak Hüseyin.. 

Magirus Ragıp..Çangal Tamer..Süleyman 

Cepte Kırk kuruş harçlık 

Bizim kişi 

Çömez zamparalık 

Beyoğlu 

Madam Anahit in akordeonu 

Sanki 

Hep bizi anlatıyor 

Çiçek Pasajında/siyah bira günleri/Arjantin 

Ceket düğmesi eksik gariban garson 

O bizlere gülüyor 

Biz ona 

Kafa biraz kıyak 

Biraz da karışık 

Dumanlı bir gece 

Sis bürümüş Beyoğlu nu 

Duygular karmaşık 

Delikanlıyız ya 

Ayranımız kabarık 

Unkapanı… 

Fener… Balat… 

Defterdar 

Yol uzun 

Sonunda”Silahtar” 

Şimdi “çocuk biz” 

Ve üşüyen/kızaran kulaklarımız 

Bu uğultu 

Gece yine gündüzle kucaklaşıyor 

Çınlama yıllara saklı 

Bir yüzümüz arkada 

Bir yüzümüz aynaya bakar 

İkisi de 

Belki biraz “ben” 

Belki biraz “sen” 

Biraz”o” 

Haliç anılarım 

Kalemin ucunda saklı 

(Nusret KARACA)

***

BEN SENİN KADAR İSTANBULUM

SENİN KADAR HALİÇ

Bir sırça köşktü Haliç

Tahta parçalarından

El ayak yapardı çocuklar

Bez bebeklerine.

Fabrika dumanına Kokusu karışmış derelerin

Emek,alın teri kutsal

Büyükler eli öpülesi

Ve sokaklarında

Genizler gibi

Yürekler yanık

Tavan yapmış

Dostluk,dayanışma

Paylaşmak

Gökyüzünde ,yıldızlara kucak

Erik,kiraz ağaçları dolu bahçeli evler

Sıcak soba başı sohbetler

Bir yazlık sinema

Ve bakışlarda yaşanan Aşk

Yürekte bir kor

Sessiz bir haykırışıdır 

Delikanlılığın

Ben senin kadar İstanbulum

Ben senin kadar Haliç

(Nusret KARACA)

 ***

HALİÇ…SİSLİ PUSLU

BİR EYLÜL SABAHI VE..’EĞİTİMCİ BEN”

Sisli, puslu bir hava

Gecenin son karanlığı kucaklaşıyor

Gündüzün ilk ışıklarıyla

Isıtmaya başlamışken yüzümü güneş…

Bilinmezlik…

Motor sesleri çınlıyor kulaklarımda

Bir de o ses… O görüntü

Titreyen siyah beyaz ekranlarda

Sonrası

Sessizlik…

Kalemlerin ucu kırık

Kitaplar yalnızca kapak

Yığın üstüne yığın

Kitaplar için mezar olmuş toprak

Renkler birbirine karışmış

Hangisi siyah

Hangisi ak

Bilen hiç kimse yok

Peki onları kim ayıracak

Beden ıslak

Göz kapalı

Ayak çıplak

Ve yürümekten nasırlı

Hortumlar yırtılıyor su taşımaktan

Üşüyenleri, titreyenleri

Yok mu bir anlayacak

Gömlekler dolaptan çıkmış

Evlerde askı ,yalnızca askı

Çocuklar babalarını bekler,

eşler bir yarılarını

Birileri birilerini askıya aldıkça

Bilekler kelepçeli

Kollar çatlak, kollar çolak

Sınıfta tebeşiri

Hangi sağlam parmak tutacak

Kuyruklar uzadıkça uzuyor

Nereye kadar bu yol

Nereye gidiyor

Ya tutarsa diyerek

Göle maya mı çalıyor

Parka yırtık

Palto zaten yok

Korkudan titriyor, ürküyor çocuklar

Onları bundan sonra

Kim ısıtacak… Kim doyuracak

Kim kollayacak

(Nusret KARACA)

***

MAYIS

Mayısın bir öncesi

Nisanın son günü

Gece kucak açmış gündüze

Sungurlar… Cangal Tamer

Demir Döküm… Şakrak Hüseyin

Rabak… Torlak Dursun

Ve ben…

Ve Haliç’in Çocukları

Ellerinde çekiç

Ellerinde çivi

Ellerinde kalem-kağıt

Ortak yürek

Amaç tek

O da ‘’Emek’’

Koşarak çıkıyor Ahmet abi merdivenlerden

Disk’te gece yarısı

Aydınlık

Maden-iş göz kırpıyor bahara

Yarın bahar

Günlerden ‘’Çiçek’’

Haliç kaynıyor içten içe

Haliç haykırıyor

Yarın Mayıs 

Sonraki aylar biz

Gece gündüze gebe

Etraf sis

Bugün bahar

Etraf kurşun

Bugün insan

Ayakkabısının teki meydanda kalmış arkadaşın

İnadına varım ben her baharda

İnadına kağıt

İnadına kalem

İnadına yazı

Ve ben de her yıl

İnadına bahar

İnadına ‘’özgürlük’’

(Nusret Karaca)

***

UZAKTAKİ HALİÇ

Hangi şehrin sokaklarındayım ben

Kimin şiirleri dökülüyor dudaklarımdan

Hangi öykünün, hangi romanın

Sayfaları arasına sıkışmış çocukluğum

Nereden çıktı bu

Kulaklarımdaki uğultu

Saçlarımı savuran

Rüzgâr

Yanaklarımı okşayan el

Hangi mahalledeyim

Hangi evin küçük bir odasında

Peki ya çocukluk arkadaşlarım!

Ağaçlar içindeki

Kırmızı boyalı evin yerinde 

Kimler var.

Bu amcalar, bu teyzeler kim tanımam

Sen!…

Sen var ya Haliç!

Bir yürek atışısın bende

Ve sanki

Mehtap Sineması’nda

Siyah beyaz bir film

Diyorum ki!

Biraz rahat bıraksan

Her gelişimde

Kendini  bana aratmasan  (Nusret KARACA)

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin