Nusret Karaca
(18 Şubat 2022 Cumartesi)
Kadıköy’den deniz yoluyla yine bir Haliç
yolculuğu…
Geçmişten günümüze yaşanmışlıklar…
Kasımpaşa,Fener,Hasköy,Sütlüce…

Eyüp iskelesi’nde iniyorum.
Okulum Tarihi Reşadiye Numune Mektebi’nin(Eyüp Anadolu Lisesi)
eski ve yeni binaları arasından tramvay ile Pierre Loti kahvehanesinin altından
Silâhtarağa…

Eski Elektrik Santrali ile (şimdiki
Bilgi Üniversitesi-Santralistanbul)
karşısında otopark olmuş futbol oynadığımız çayır arasındaki yoldan
Emniyettepe!

Arkadaşlarımdan orada oturan ya da başka semtlere taşınıp Haliç’e aidiyet duygusuyla bağlı olanlar yine birarada!
Bir masa etrafında toplanmışlar…
Yanlarına gidiyorum…
Haliç’te sıcak bir kucaklaşma!
Yusuf Oylum,Kemal,Erdem,Yaşar,Yalkın,
Nuri.Sonra Vedat,Ümit,Murat ,Süleyman geliyor…
Yanımızdan gelip geçenlerle tokalaşma, selamlaşma…
Harbi köfteci Süleyman’ın dükkanı dolu. Osman ızgara başında.
Özgür’ü görüyorum.

Arkadaşlarla sohbet…
Çaylar gelip gidiyor…
Anılardan…Güncelden konular art arda!
Dün ile yarın arasında bugün yaşanıyor!
Buluşmamızda dünü gündeme almış, yarına bugünden bakıyoruz bir anlamda!
Arasında”Biz” varız!
Gün Haliç’te çok farklı bir anlam taşıyor
benim için.
Hava yavaş yavaş kararırken…
Masa da yavaş yavaş boşalıyor…
Kalkıyorum…
Dönüş yine Eyüpsultan iskelesi’nden.
Motor akşam karanlığında Golden Horn’un (Altın Boynuz) sularını yara yara yol alıyor Khalkedon’una doğru…
Bir kaç şiir bırakıyorum Haliç’e…
Eski ve yeni bir kaç kare fotoğraf
seçiyorum yazım için.
Sonunda ver elini Kadıköy…
İskelede üst katta Kitapçı’dayım.
Bir bardak çay içimi…
“Ben Haliç” ten ekler yaparak…
Günü yazıyorum.
Daha ne olsun!
Yetmez mi!
*****
HALİÇ’LE KUCAKLAŞMAK
Nusret KARACA
En güzel şiirler kime yazılır Haliç’te?.. En acılı öykülerinde kimler yer alır? Peki kimler yaşar en güzel aşkları günün her anında? Çocuktun Haliç… Sonra gelinlik bir genç kız, damat adayı bir delikanlı. Alın çizgileri emek emek örülmüş büyükbaba, eli öpülesi sabırlı büyükanne… Arkadaştır paylaşmayı, doyasıya kucaklaşmayı hiç unutmayan. Vefadır Haliç… Duygudur, coşkudur. Bir liseli genç kızın kıpır kıpır yüreğidir. Pierre-Loti’de kaçamak aşktır. Uzaklardan gelen konuklarını karşılamak için bir iskeledir Eyüp Sultan’da. Mehterhane’den yankılanan yüzyıllardır Osmanlı müziğidir. İşçidir… Grevdir… Kokudur, dumandır… Sonrası masmavi sulardır yarışlara kucak açmış.. Yenilenmiş, düzenlenmiş. Tarihtir, coğrafyadır, felsefedir, edebiyattır. Karşınızda doyumsuz bir tablodur. Balat’ta dar sokaktır, meyhanedir. Değişik ulusların ayak izleridir Haliç. Benim gençlik aşklarımın yuvasıdır… Platonik duygularımın sırdaşı… İki katlı evimizin küçük balkonunda, doyumsuz anların durağı, bahçemde açan çiçek, balkonumdaki saksı. Pencereme dal uzatan erik ağacına konmuş, beni her sabah uyandıran kuş. Annemin ev arkadaşı, gün boyu yoldaşı. Babamın ise gün batımı huzurlu yuvası. Evinin bahçesi çocukların oyun alanı Mehmet amcanın sımsıcak yüreğidir Haliç. Zeynep teyzenin şen kahkahaları, İsmail amcanın haykırışıdır. Karanlıktır Haliç… Ani bir sessizliktir kimi zaman, fırtınalar öncesi… Kapanan fabrika, yıkılan gecekondudur. Serdar’ın ilk ve son sevgilisidir, yeri belli olmayan mezarıdır. Neşet ağabeyin kahvehanesinde içilen bir yudum çay, Eyüp Sultan’da çocukların ellerindeki oyuncaktır. Kırık dökük anılarla, onları yolculuğa çıkarmış olanların buluşma yeridir. Saçları kırlaşmış çocukluğun, on dört yaşımın olgunluğu, sevgilinin umut dolu bakışlarıdır. Sabahın ilk saatlerinde kız arkadaşını, işe giderken görebilme çabasındaki delikanlıdır. Kâğıthane deresi yanından geçerken 18. Yüzyılı yaşayan bir meraktır, Lale Devri’ni 20. Yüzyıla taşıyan düşünce gücüdür. Hasbahçe’dir Haliç, Tersanedir, Şişhane yokuşudur Kuledibi’ne uzanan. Sadrazam Mahmut’un uykuluğu, borsanın mezbahası, Şakir Zümre’nin içinizi ısıtan döküm sobası. Her gün yeni doğan bir çocuktur Haliç… Büyür, yaşlanır… Sonra yeniden doğar. İskeleye yanaşan küçük bir tekne Haliç… Alır, gün boyu kıyılarını dolaştırır. Her kıyıda, her mahallede her sokakta biraz ben, biraz sen biraz da o… Koşuşturma içinde bazen içi acısa da o hep gülümseyen yüzüyle çıkmak ister karşınıza, çağlar boyu yaşadıklarını anlatmak istercesine. Gözyaşları acıdan mı, sevinçten mi anlayamazsınız. Yakından tanıdınız mı ve onu anlamaya başladınız mı sizin de gözünüzden birkaç damla yaş süzülür yanaklarınıza. Onun gözyaşlarıyla karışır. Haliç’le kucaklaşmaktır bu… Zaman içindeki değişim, Eyüp’te simitçilerin yerini yeni “sunum” şekli ile mısırcıları almıştır. Haliç bunu da kabullenir. Hiç kimseye kızmaz Haliç… Kızamaz. İki katlı turist otobüslerini karşılar tüm konukseverliğiyle… İki boynuzu sanki daha bir parlaktır. “İnanç”tır Haliç, huzurdur. Haliç aslında yazılmamış bir şiir, yaşanmamış bir öykü, hiç bitirilememiş romandır. Kimse nereden başlayacağını ve nerede bitireceğini bilemez onu ölümsüzleştirecek sanat eserinde. Şiirler, öyküler, romanlar, tablolar, müzikler hep yarımdır aslında. Herkes bir şeyler katmak için bir yerinden tutar, tutmaya çalışır. Haliç tutkusudur bu ve Haliç tutmuştur sizi. Ne kadar dingin olsa da, minik dalgalarıyla sarsmıştır. Haliç sarhoşluğu bir başkadır. Başınız döndükçe tutunmak istersiniz, o kaçar. Siz kaçmaya, uzaklaşmaya çalışırsınız, o sizi kovalar. Haliç’le kovalamaca… Tıpkı benim gibi. Başım döndükçe ondan biliyorum. “Neden böyle yapıyorsun?” diye sormak geliyor içimden. Ona koşuyorum. Yüz yüze konuşmak istiyorum. O bana “Sus” diyor. “Madem yine bana geldin. Doya doya yaşa çocukluğunu. Sandal mı istiyorsun? Bisikletlerini mi? Ya da arkadaşlarını? Özledin mi? Beni takip et” Soru sorma fırsatı bile kalmıyor takıyor seni peşine Haliç, sürüklüyor… Sürükleniyorum… Yeniden çocuk oluyorum, yeniden delikanlı… Yaşam bu aslında. Nerede olursam olayım bir sığınacak limanım bir “Haliç”im var.. Ya sığınacak bir limanı olmayanlar? Öyle bir yer ki burası nerede olursan ol seni bulur, kucaklar. Herkes için sığınacak bir limandır aslında. “Ben Haliç”.(*)
(*) “BEN HALİÇ”/Nusret Karaca
…
FİDANLIK SOKAK
(Emniyettepe’de bir sokak)
Yine kararmaya başladı gökyüzü
Hâlâ dışarıda Fidanlık Sokağın çocukları
Üzerlerinde eşofman ayaklarında top
Ellerinde misketler
Kendinden geçmiş bir kaçı
Bu sokakta çocukların
Hiç bitmiyor oyunları
Çöplük etrafı oyun bahçeleri onların
Yarı taş yarı toprak yollar
Futbol sahaları
Ne fabrika dumanlarını görüyorlar
Ne de kokusunun fakındalar Haliç’in
Bu sokakta çocukların
Hiç bitmiyor oyunları
Bir akşam üzeri yine
Pencereden bakıyorum yarınlara
Geçmişlerde derinlerde
Kendi çocukluğum geliyor aklıma
Bir başka oluyor Fidanlık Sokak’ta akşamlar
Bu sokakta çocukların
Hiç değişmedi oyunları
(Nusret KARACA)
***
BEN HALİÇ’İN ÇOCUĞUYUM
“Ben mi”?
“Efendim..! Küçükken…”
………….
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Eyüp’te büyüdüm.
Sütlüce’den Balat’a
Sandallarla
Ben geçtim
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Orada
Erken çalardı fabrika boruları
İşçiler otururdu
Sırt sırta vermiş evlerde
İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından
Biz çocuklar
Kana kana içerdik suları
Eyüp çeşmelerinden
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Sokaklarında
Top oynardı bebeler
Ellerinde yağlı ekmeklerle
Güler yüzlüydü insanları
Ve…
Kahvelerde toplanırlardı
Büyükler akşamları
Ben Haliç’in çocuğuyum
Kokular yayılırdı
Martıların uğramadığı
Alibey Deresi’nden
Oranın çamurunda
Son balıkları
Ben tutmaya çalıştım
Çocuk aklımla
Oltalar yapardım tellerden
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Yorgun çökerdi güneş akşamları
Evlerin damlarına
Geç yatılır
Erken kalkılırdı
O küçücük evlerde
Bilseniz
Ne hayaller yaşanırdı
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Aklımda hep Haliç
Eyüp Sultan’da kuşlar
Avlusunda dua eden annem
Dışarıda simitçiler
Simdi
Babam
Annem
Bir de
Kardeşim kaldı mezarda
Aklım hâlâ Haliç’te
Gördüm
Eski Galata Köprüsü’nü de,
Hasköy’e çekmişler
Peki…
İstanbul Nerede?
Ben
İstanbul çocuğuyum
Şimdi
Kadıköy’de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben Haliç’in çocuğuyum.
…..
“Amca…!
Martılar uğramaz mı buralara…”
…..
Ben Haliç’in çocuğuyum
Küçükken de buralarda
Yağmurlar yağardı
Yatak döşek
İnsanlar
Dışarılarda yatardı
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Oy istemeye gelirlerdi buralara
Dayılarla, amcalar
Sonra bir daha uğramazlardı
Onları gördüğümüz
Yalnızca bayramlardı
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Esnaflar
Kendileri yaparlardı yolları
Sonra birileri gelir
Birileri adına
Toplarlardı paraları
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Bir zamanlar
Kendi hallerinde
Yaşarlarken insanlar
Gelmezlerdi
Arsa almaya
Büyük büyük adamlar
Şimdi
Kalmadı el atılacak yer
Ve…
Para etmeye başladı ya buraları
Üşüştü yine
Dayılar… amcalar
Ve…
Tüm akrabaları
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Değişene kadar
Yazgısı buraların
Yazacağım durmadan
Ben
İstanbul çocuğuyum
Kadıköy’de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben Haliç’in çocuğuyum
….
“Mavi mi? … O da ne?”
….
Ben Haliç’in çocuğuyum
Düşlerimde
Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma
Kıyıda beni
Küçük bir sandal karşılardı
Saçlarımı da
Hafif bir rüzgâr okşardı
Bahçemizde
Hanımelleri açar
Papatyalar
Gelincikler coşardı
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Fener’de
Bir sandaldı oyun odamız
İlk sigarayı orada içtim gizlice
İlk birayı
Balat’ta bir meyhanede
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Defterdar surlarında
Çadırları arasında Çingenelerin
Futbol oynardım ben
Temelleri atılırken
Haliç Köprüsü’nün
Sırtım
Kan ter içerisindeyken
Ben
Haliç’in çocuğuyum
39 numara geçerdi
Aksaray’dan Alibeyköy’e
49…
Kambur otobüs
Taksim’e
47…
Şişhane’ye
Ayakkapı’nın dar sokaklarından geçerdi
Magirus otobüsler
Pahalı da olsa
Tıka basa doluydu
Kasımpaşa’ya giden
Küçük minibüsler
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Alibey Deresi’ne
Lağımlar karışırken
Şenbağ’dan
Karadolap’a inerdik
Gül sinemasına giderken
Çırçır’da
Sıyırırdık paçalarımızı
Geçerken dönüşte
Tahta Köprü’den
Paylaşırdık çocuklarla
Kalan paralarımızı
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Eyüp’te Pierre-Loti
Köşe başında
Sultan muhallebi
Ve
Şark Kahvesi’nde
Ak sakallı
Metin dede
Ah…!
Ne anılarım vardır
Oraların
Kıyısında köşesinde
…..
“Hoşgeldiniz…! Geldiniz de!”
….
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Greve girince işçiler
Arkadaşlarım
Fabrikalarda yatardı
İşsiz kalınca
Mustafa
Süleyman
Hüseyin
Dışarıda çorap satarlardı.
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Güzeltepe’nin
İşçi çocukları
Sokaklarda
Misket
Çelik çomak oynarlardı
Arkadaşlarım vardı oralarda
Üçkâğıtçılara direnir
Onlarla güreş tutarlardı.
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Emniyettepe’de kondular
Boş arsaları
Zamanla doldurdular
İki oda yapanlar
Birer yuva kurdular.
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Silahtarağa’da
Salıpazarı vardı
Sıcakta
Haliç pislik kokardı
Üf…! deyip
Burunlarını tıkarlardı
Uzaklardan gelenler
Düzenlendi
Toparlandı ya buraları
Onlar oldu
İlk gelenler
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Saatleri
Fabrika düdüklerinden ayarlardık
Yıllarca
Hep yalanlarla oyalandık
Çamur doluydu
Taş ocağında kaldırımlar
Kim söz verirse
Seçim önceleri
Onlara kanarlardı
Umut dolu insanlar
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Mavi Haliç’ti
Çay bahçemizin adı
Denizin mavisinden
Martılardan uzak
Kim bilir
Bir mavi düştü bizimkisi belki
Ama yine de
Bir başkaydı
Haliç’te çocukluğun keyfi
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Kâğıthane Sadabad
Tarihte buraları
Lale devrindeydi
Benim de çocukluğum
Hep oralarda geçti
Çamlık’tı oynadığımız yer
Şimdi buralarda
Gökdelenler diktiler
Pis kokarken çevremiz
Beyefendiler…
Hanımefendiler…
Acaba o zamanlar
Nerelerdeydiler?..
….
“Yüreğime vuruyor dalgalar”
…
Ben Haliç’in çocuğuyum
Merhaba kahveci Mehmet
Merhaba büfeci Oylum
Kokoreççi Aziz… Boyacı Ahmet
Merhaba işçi kızlarım
Merhaba
Haliç’in güzel insanları
Yıkılmış gecekondulardan
Eşyaları yerlere atılmış
Fabrika işçileri
Nerelerdesiniz?
Nerelerde?
Bakın
Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere
Gözyaşlarımı ise
Haliç’e
Ben
Haliç’in çocuğuyum
Neredesin İzmirli Muhtar Amca
Ayakkabıcı Dayko
Berber Kâni
Nerelerdesiniz…
Çocukluk arkadaşlarım
Nerede top oynadığımız çayırlar
Bacası duman tüten fabrikalar
Nereye karıştı…
Haliç sularındaki mavi düşlerim
Canlı fotoğraflarım
Çocukluk anılarım
Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar
Oturmaya gelen
Anneannem
Ak sakallı dedem
Neredesiniz anneciğim, babacığım
Nerede Haliç’teki ayak izlerim
Ben
İstanbul çocuğuyum
Şimdi
Kadıköy’de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben
Haliç’in çocuğuyum
(Nusret KARACA)
***
İSTANBUL ISLAK
Yağmur
Ocak yirmi yedi
İki bin on üç
Kadıköy’de
Bir kahvehane
Yetmiş sekizdi
Yine bir akşam üstü
Yine yağmur
İstanbul ıslaktı
Haliç ayakta
Biz uyanık
Rabak/Sungurlar
Demir Döküm
Ve diğerleri
Ve arkadaşlarım
Haliç kokuyordu
Biz üşüyorduk/ayaktaydık
Sobaya/odun
Ve..
Kömür
Eve aş savaşı
Fabrikaların içi soğuk
Od yok
Dışarıda polis
Dışarıda jandarma
Dışarıda kar
İçimiz kor
Ocak iki bin on üç
Dışarıdayım
Gece
Yürüyorum
Bedenim soğuk/titriyorum
Haliç dingin
Haliç uykuda
İstanbul ıslak
Ayaklarım kayıyor
(Nusret KARACA)
***
BEYOĞLU… BEN VE HALİÇ ‘İN ÇOCUKLARI
Kulaklarımda
Hiç dinmeyen çınlamalar
Belleğimden nedir dökülen
Notalara
Yaşanmışlıksa beni terk etmeyen
Beden hangi beden?
Şu ” çocuk ben”
Yanımda Erken Co Serdar… Şakrak Hüseyin..
Magirus Ragıp..Çangal Tamer..Süleyman
Cepte Kırk kuruş harçlık
Bizim kişi
Çömez zamparalık
Beyoğlu
Madam Anahit in akordeonu
Sanki
Hep bizi anlatıyor
Çiçek Pasajında/siyah bira günleri/Arjantin
Ceket düğmesi eksik gariban garson
O bizlere gülüyor
Biz ona
Kafa biraz kıyak
Biraz da karışık
Dumanlı bir gece
Sis bürümüş Beyoğlu nu
Duygular karmaşık
Delikanlıyız ya
Ayranımız kabarık
Unkapanı…
Fener… Balat…
Defterdar
Yol uzun
Sonunda”Silahtar”
Şimdi “çocuk biz”
Ve üşüyen/kızaran kulaklarımız
Bu uğultu
Gece yine gündüzle kucaklaşıyor
Çınlama yıllara saklı
Bir yüzümüz arkada
Bir yüzümüz aynaya bakar
İkisi de
Belki biraz “ben”
Belki biraz “sen”
Biraz”o”
Haliç anılarım
Kalemin ucunda saklı
(Nusret KARACA)
***
BEN SENİN KADAR İSTANBULUM
SENİN KADAR HALİÇ
Bir sırça köşktü Haliç
Tahta parçalarından
El ayak yapardı çocuklar
Bez bebeklerine.
Fabrika dumanına Kokusu karışmış derelerin
Emek,alın teri kutsal
Büyükler eli öpülesi
Ve sokaklarında
Genizler gibi
Yürekler yanık
Tavan yapmış
Dostluk,dayanışma
Paylaşmak
Gökyüzünde ,yıldızlara kucak
Erik,kiraz ağaçları dolu bahçeli evler
Sıcak soba başı sohbetler
Bir yazlık sinema
Ve bakışlarda yaşanan Aşk
Yürekte bir kor
Sessiz bir haykırışıdır
Delikanlılığın
Ben senin kadar İstanbulum
Ben senin kadar Haliç
(Nusret KARACA)
***
HALİÇ…SİSLİ PUSLU
BİR EYLÜL SABAHI VE..’EĞİTİMCİ BEN”
Sisli, puslu bir hava
Gecenin son karanlığı kucaklaşıyor
Gündüzün ilk ışıklarıyla
Isıtmaya başlamışken yüzümü güneş…
Bilinmezlik…
Motor sesleri çınlıyor kulaklarımda
Bir de o ses… O görüntü
Titreyen siyah beyaz ekranlarda
Sonrası
Sessizlik…
Kalemlerin ucu kırık
Kitaplar yalnızca kapak
Yığın üstüne yığın
Kitaplar için mezar olmuş toprak
Renkler birbirine karışmış
Hangisi siyah
Hangisi ak
Bilen hiç kimse yok
Peki onları kim ayıracak
Beden ıslak
Göz kapalı
Ayak çıplak
Ve yürümekten nasırlı
Hortumlar yırtılıyor su taşımaktan
Üşüyenleri, titreyenleri
Yok mu bir anlayacak
Gömlekler dolaptan çıkmış
Evlerde askı ,yalnızca askı
Çocuklar babalarını bekler,
eşler bir yarılarını
Birileri birilerini askıya aldıkça
Bilekler kelepçeli
Kollar çatlak, kollar çolak
Sınıfta tebeşiri
Hangi sağlam parmak tutacak
Kuyruklar uzadıkça uzuyor
Nereye kadar bu yol
Nereye gidiyor
Ya tutarsa diyerek
Göle maya mı çalıyor
Parka yırtık
Palto zaten yok
Korkudan titriyor, ürküyor çocuklar
Onları bundan sonra
Kim ısıtacak… Kim doyuracak
Kim kollayacak
(Nusret KARACA)
***
MAYIS
Mayısın bir öncesi
Nisanın son günü
Gece kucak açmış gündüze
Sungurlar… Cangal Tamer
Demir Döküm… Şakrak Hüseyin
Rabak… Torlak Dursun
Ve ben…
Ve Haliç’in Çocukları
Ellerinde çekiç
Ellerinde çivi
Ellerinde kalem-kağıt
Ortak yürek
Amaç tek
O da ‘’Emek’’
Koşarak çıkıyor Ahmet abi merdivenlerden
Disk’te gece yarısı
Aydınlık
Maden-iş göz kırpıyor bahara
Yarın bahar
Günlerden ‘’Çiçek’’
Haliç kaynıyor içten içe
Haliç haykırıyor
Yarın Mayıs
Sonraki aylar biz
Gece gündüze gebe
Etraf sis
Bugün bahar
Etraf kurşun
Bugün insan
Ayakkabısının teki meydanda kalmış arkadaşın
İnadına varım ben her baharda
İnadına kağıt
İnadına kalem
İnadına yazı
Ve ben de her yıl
İnadına bahar
İnadına ‘’özgürlük’’
(Nusret Karaca)
***
UZAKTAKİ HALİÇ
Hangi şehrin sokaklarındayım ben
Kimin şiirleri dökülüyor dudaklarımdan
Hangi öykünün, hangi romanın
Sayfaları arasına sıkışmış çocukluğum
Nereden çıktı bu
Kulaklarımdaki uğultu
Saçlarımı savuran
Rüzgâr
Yanaklarımı okşayan el
Hangi mahalledeyim
Hangi evin küçük bir odasında
Peki ya çocukluk arkadaşlarım!
Ağaçlar içindeki
Kırmızı boyalı evin yerinde
Kimler var.
Bu amcalar, bu teyzeler kim tanımam
Sen!…
Sen var ya Haliç!
Bir yürek atışısın bende
Ve sanki
Mehtap Sineması’nda
Siyah beyaz bir film
Diyorum ki!
Biraz rahat bıraksan
Her gelişimde
Kendini bana aratmasan (Nusret KARACA)






İlk yorum yapan siz olun