İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Mekan an ben an değişiyor…

Ümit Gezgin

Mekan an be an değişiyor.. bir karanlık oluyor, bir aydınlık.. gece karanlığında bazen, birden yola çıkıyorum ve suni ışıkların altında ilerliyorum.. araba ışıkları, elektrik direkleri, reklam tabelaları, evlerin ışıkları.. mekanın içinde salınıp durur boylu boyunca…

Yıldızsız karanlık her yeri kaplamıştır ve uzaklarda denizin dalgalarının sesi duyulmaktadır.. sonra arabaların asfalta sürten tekerleklerin sesi, gecenin sesi… Sonra Kızıltoprak’a doğru küçük parkın önünden yürürken, birkaç kişiyi de görüyordum işlerine güçlerine, markete alış verişe giden.. kafaları önlerindeydi ve geçmişi olduğu kadar, yarını da düşünüyorlardı.. daha çok yarını düşünüyorlardı ve marketten alacakları şeyleri düşünüyorlardı ve fiyatların değişip değişmediğini düşünüyorlardı… Sakin bir hava vardı ve kalın gövdeli asırlık ağaçlar deniz kenarına doğru iniyordu.. kırk elli yıl önce buraların sahil olduğunu söyleyenler vardı ve gökyüzünün griliği resim yapma heyecanımı sönümlüyordu…

Kızıltoprak sakindi.. araçlar trafik ışıklarına yakalanmamak için hızlanıyorlardı.. bulutlar griydi ve gökyüzüne de bakan yoktu.. herkes kar bekliyordu, geçenlerde biraz atıştırdı ama, o kadar… Otobüs durağında yaşlı insanlar otobüs bekliyordu.. ömürlerinin sonuna gelmiş olmanın hüznü vardı yüzlerinde.. dudakları titriyor ve göz altlarındaki sinirler geriliyordu.. hüzünlü ve yalnız bakıyorlardı çevrelerine ve belki geçmiş elli yılı, bu caddeyi, çevresini kuşatan ilerdeki beyaz görkemli köşk gibi köşkleri düşünüyorlardı… Bulutlar yere doğru sarkmıştı.. hafiften bir mavilik vardı ve zırt pırt araçlar da ordan burdan çıkıyordu.. bulutların arasından da martılar görünüyordu… Zühtü Paşa Cami ve çevresinde yine tarihi binalar vardı.. ayrıca tarihi cami ve haziresindeki tarihi mezarlıklar benzin istasyonuyla çelişki oluşturuyordu.. ayrıca benzin istasyonu da büyük bir tehlike yaratıyordu buralar için… Işıklarda durdum, karşıya geçecektim ve insanlar vardı türlü.. onlar da ışıkları bekliyordu.. karşıya geçecek ve yollarına gideceklerdi.. çaktırmadan da birbirlerini süzüyorlardı bu insanlar…

Kahve içmek istiyordum.. ışıklarda geçtikten sonra fotoğraf çekerek ve bulutlara bakarak, bulutların ardına saklanmış güneşi de gözleyerek ilerledim.. oradan da Starbucks kafeye doğru ilerledim, bir adım ötede de Kahve Dünyası vardı ve genç insanlar kalabalık oluşturuyordu… Resimlerimde de mekanı anlatıyorum.. estetik bir gerçeklik arıyorum bu mekansal dönüşümde.. bir yorum denemesi, mekanla bütünleşen ve mekanı tekrardan ele alan estetik yapılar kuruyorum… Sonra geri döndüm ve okula gidecektim.. öğrenciler bekliyordu ve çalışanlar her yerde duruyordu.. dükkanlar dolu, insanlar yeme içmeye devam ediyor, bol bol da sohbet ediyorlardı… Yukarı doğru tırmandım ve gri gökyüzünün altında Zühtü Paşa Ortaokulu’nu gördüm.. kaldırımlarda, aşağıya doğru yürüyen de bir sürü insan vardı… Ara sokaklardan, ağaçların, kaldırımların, park etmiş araçların arasından Kuyubaşı’na çıkıyordum.. ve eskiden kalma evleri de görüyordum çıkarken…

Kuyubaşı’na geldim.. insanlar koştur koştur bir telaş içindeydiler araçlarla birlikte.. birkaç tane de market vardı ve ağzına kadar da doluydu.. yeme içme dükkanları, pastane, börekçi ve kafe gibi yerler de vardı.. ayrıca tatlıcı da görüyordum orda.. yıkılan ve yapılan binalar, yapımı devam eden yeni pastaneler vardı… Güneş eski binanın tepesinden yükseliyordu.. Kerem Pastanesi çok eskiydi.. ama yeni sahipleri pastaneyi değiştirmiş, eski havası da kalmamıştı…Kuyubaşı’ndan okula gidecektim.. durdum ışıklarda, gelene geçene baktım bir müddet.. motorlar her yerdeydi ve duyarsız bir hız tutkunu içindeydiler…

Okula geldim.. yeşillikler arasından geçtim ve bölüme doğru yöneldim.. hocaların odasına gidecek ve gelecek öğrencilerimi de bekleyecektim.. birlikte projeler geliştirecek ve onların öğretmenlik uygulaması programı hakkında da görüşecektik… Koridordan geçiyordum ve eski hocalarımızın fotoğrafı büyütülüp duvara asılmış, sergi salonunun bir parçası olmuştu.. nice hocamızı kaybetmiştik.. nice anılar biriktirmiştik buralarda… Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Şehnaz Yalçın hocamızın Endüstri Tasarımı Atölyesi’ne girmiştim.. öğrenciler harıl harıl çalışmalar yapıyor, planladıkları tasarımları gerçekleştiriyorlardı… Sonra Uğur hocamızın odasına geçtik.. grafik atölyesiydi burası da, öğrenciler harıl harıl bilgisayar başında tasarımlar yapıyorlardı…

Okul bitti, dersler sona erdi.. görüşmeler yapıldı ve gerisin geri Feneryolu’na doğru harekete geçtim.. beyaz köşkün ordan aşağıya inmeye başlamıştım.. birkaç tane de öğrenci gördüm.. bazıları kafelerde oturuyor, oyun oynuyor, sohbet ediyordu.. gökyüzü beyaza bulanmış grilikteydi ve martılar da kargalarla birlikte neşeli kahkahalarla uçuyordu… Feneryolu Sitesi’nin oraya geldiğimde trafiğin sıkıştığını gördüm.. herkes kapalı çarşı içinden geçmek istiyor, artık evine dönüyordu.. televizyonlarının karşısına kurulacak ve dizilerini izleyeceklerdi.. gökyüzü biraz açılmış, bulutlar dağılmış ve mavilik ortaya çıkmıştı…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin