İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Balerin…

Sevim 💎 Elmas

Balerin bembeyaz tütüsü ile tek ayak üstüne kalktı, muhteşem bir ahenk ile döndü…
Sonra bastı…
Kolları ahenkli bir daire olarak dönüşüne eşlik ediyordu…
Güneş toplu saçlarının arasından gözlerine
Usulca değip geçiyordu…
Gözleri ise güneşle dopdoluydu…
Göz pınarlarında küçücük bir damla gözyaşı ile geçmişe
ve pırıl pırıl geleceğe bakıyordu…
Gelecek ile ilgili o kadar çok planları vardı ki
İçi kıpır kıpırdı…
Geç yaşta balerin olabilmişti…
Ama baleye aşıktı…
İçinden aynı bir yaşam seli gibi akıyordu…

Her bir dans onun için kendini sil baştan,
Yeniden ve yeniden yaratmaktı…
Sınırlarını keşfetmekti…
Sınırsız bir evrensel yolculuktu,
Sanki içine ve dışına doğru,
Demir atmaktı…
Ve o attığı demire güvenerek, sonsuzluğa doğru bir yolculuktu…
Evine geri döneceğinin eminliği ile
İçindeki şiiri, sonsuz bir mutluluk ile dünyaya akıtmaktı…

Aşıktı müziğe,
Aşıktı dansa, aşıktı hayata…
Hayatı içine çekme,
Ve aynı, nefes alma ve verme ritmi gibi,
Tekrar geri vermekti…

Sımsıcak pespembe bir sevgi duyuyordu
Baleye karşı…
O yüzden tüm bu yaşta yapamazsın
İtirazlarını dinlemeden,
Dört kolla sarılmıştı baleye,
Onun için yaşamın kendisiydi…
Hayatının son günü olduğunu bilse bile yine başlardı…
Onun için ölmeden önce yapılacaklar listesinin ilk sırasıydı, dans etmek…
Kendinin kutsal varoluşunun ifadesiydi…
Hayatı yudum yudum içmekti…
Sonsuzluktu…
Ve hayata şiirsel bir tutunma şekliydi…
Ve varoluşunun özü ve tek anlamıydı…

Herkes şok olmuştu zaten azmine…
Tüm itirazlara karşın, başardıkları, herkes için, inanılmazın başarılmasının kanıtı gibiydi…

Baleye karşı duyduğu tutku, herkesi şaşırtsa da, bir taraftan içten içe saygı duyuyorlardı.
Sözsüz bir takdir içinde bakıyorlardı.
Sevginin bu boyutu onları hem şaşırtıyor, hem de anlayamasalar da hayran kalıyorlardı…

Yaşama dair bir yolculuktu onunkisi,
Yaşamı duyumsama ve varolmanın en muhteşem haliydi…
Her bir dönüş, her bir koreografi ile
Aynı bir çiçek gibi açılıyor,
Ve özündeki derinliklere doğru yaptığı yolculuğun,
Sanki kokularını saçıyordu an’a…

Ve sanki,
Aynı bir semazen gibi varoluşa tapınmaydı
Her bir dönüşü…

Tütüsünün titreyen kıvrımları,
Sanki ufak dokunuşlar ile havadaki enerjiye çarpıp güzellik saçıyordu…
Sevginin üst bilinç halini saçıyordu
Ve derinliğini keşfediyordu
Her bir dönüş ile…

Yok oluyordu ve tekrar varoluyordu…

Aynı koskocaman evrenin içinde usul usul dönen dünyamız gibi,
Yaşam saçıyordu içindeki çeşitliliğin ahengi ile…

Ve gerçekliği tümden, sonsuza dek değiştiriyordu…
Küçücük dünyası koskocaman bilinçlere kapı açıyordu sanki.
Masum güzelliği ihtişamlı bir gücü barındırıyordu…
Usul usul dönüşü,
evrenin çorbasında bir kaşık misali dengeleri değiştiriyordu,
Sanki…
Sevginin Binbir yüzünü hissediyordu…
Göz pınarlarından akan sıcacık yaşlar,
hem onun,
Hem de dünyanın ruhunu yıkıyordu
Sanki…
Ve dünyanın, insanın yaradılışının bir kanıtıydı O,
Sanki insanlık tam bunun için yaratılmıştı,
Dünya tam da bunun için kurulmuştu…

Andaki sonsuzluğu hissetmek
ve o sonsuzluğun sınırsızlığı içinde yok olmak…
Sevginin peşinden muhteşem bir ahenk ile akarak,
sonsuz güzellikteki duyguları hissetmek
ve kendinin katmanlarını aynı bir gül gibi usul usul açmaktı…
Şiir gibi, müzik gibi, resim gibi, güneş gibi, ay gibi istemsizce ve derin bir şekilde kök salmaktı dünyaya…

Her bir dönüş çevresine pespembe yumuşacık bir şefkat şıkırtısı yayarak
sevgi saçıyordu…
Bir kere, bir kere daha, bir kere daha…

Sonsuz kere sonsuz dönebilirdi…

Ayakların da kanat varmışcasına göğe doğru uçuyordu, sanki
her bir dönüş ile…

Dışa doğru genişleyen bir şekilde yukarıya doğru yükseliyordu ruhu…
O kadar zarif, o kadar ince o kadar güzeldi ki…
O anda, bir anda, yok olmak bile muhteşem bir güzellik barındırırdı…
Hiç bir şeyin hiç bir anlamı yoktu o anda…
Her şey tam bütün ve mükemmeldi…
O kadar büyük bir sevgi ve tanımsız güzellikler hissediyordu ki…
Tarifi olmayan duygularla,
sadece usul usul içi titreyerek ağlıyordu, tüm bu güzellik karşısında…
Bir eylem ancak bu kadar güzel derin ve eşsiz olabilirdi,
başka hiçbir şeyin de önemi yoktu zaten…
Sadece o an ve o andaki sonsuzluk ve hissettiği duygular vardı…
Hiç bitmesin istiyordu, sonsuza dek dönebilirdi…
Sonsuza dek akabilirdi, sonsuzluğun içinde…
Sanki pespembe bir bulut içinde yükseliyordu göklere doğru,
mekanda muhteşem bir sessizlik, yoğun katmanlı bir güzellik vardı…
Yüzüne vuran güneş, yolculuğuna eşlik ediyordu…
Başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu, sımsıcak pespembe bir anne…
Sapsarı sıcacık doyurucu güçte bir babanın koynundaydı…
İki kucağın kollarında mutlu bir kız çocuğuydu o,
sonsuz sevilen ve sonsuz korunan…

Herşey tam ve bütündü…
İhtiyacı olan herşey buradaydı, yanıbaşında…
İstemesine gerek kalmadan veriliyordu…

Söylemesine kalmadan tamamlanıyordu…

Düşünmesine gerek kalmadan korunuyordu…

Tüm ihtiyaçları tasavvur bile edemeyeceği bir muhteşemlikte karşılanıyordu…

Yeter ki o dönsün diye…
Yeter ki o sevsin diye…
Yeter ki sevgisini, anlamını, şiirini, güzelliğini akıtsın diye…

Sonsuz kere sonsuz,
herşey ayaklarına serilmiş bir gerçeklikte, sonsuz kere sonsuz,
mutluydu…

An vardı…
Saf sevgi vardı…
Sonsuzluk vardı…
Ve geriye bir şey…
Ve geride hiç bir şey kalmamıştı…

İleri de ise pırıl pırıl bir gelecek…
Andaki sonsuz macera, keşif, yaşadıkça mutlu olunan bir hayat…
Yaratımın içinde mutluluk…
Sonsuz güzellik…
Sonsuz aşk…
Sonsuz ahenk…
Sonsuz büyüme…
Vardı…

Sonsuz sevgi ile
Doluydu…
Dopdoluydu…

📸 : Sevim Elmas

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin