İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ağaçlarda yeşil yapraklar ve kaldırıma bir sporcu adımı atmak…

Ümit Gezgin

Karla karışık yağmur yağıyordu ve ağaçların yeşil yaprakları kareli kalın kaldırım taşlarına dökülüyor ve ilerden de yeşil montlu ve gri beyaz sporcu pantolonlu bir orta yaşlı kadın hızlı adımlarla sahile doğru ilerliyordu.. apartmanlarda insanlar yaşıyorlar.. televizyon izliyor ve yan gelip yatıyorlar.. otoparklarında apartmanların bir sürü özel, lüks araç var.. istedikleri zaman da Türkiye’nin her yerine gidip gelebiliyorlar…

Hafiften yağan karlı yağmur hızını arttırmıştı ve ben de hızımı arttırmıştım, bozuk olan yerlerine basmamaya da kaldırımların dikkat ederek ve şapkamın altından dünyaya ve çevreye bakarak ilerliyordum.. köşedeki Dilek Pastanesi’ne uğramayacaktım.. orada hem hizmet kötü, hem malzemeler kötü hem de çalışanları ukala.. ayrıca bir küçük çay da altmış beş liraydı.. olacak şey değildi ve geçenlerde uğradığımda ılık bir çay içmiş, iki çay yazmışlardı, itiraz ettim, çıktım.. bir daha ne zaman giderim oraya bilinmez… Geniş kaldırımda Kızıltoprak’a doğru yağmur ve kar altında yürüyordum ve ağaç dalları da üzerime doğru eğilmişti.. bunu sadece ben mi biliyorum, diyordum.. gökyüzü griliğine bakarak ilerliyordum.. o ara giden gelen insanlara, kıyıda köşede duran kedilere de bakıyor ve fotoğraflar çekiyordum…

Karşıdaki beyaz binaya bakarak yürüyor, onun fotoğrafını çekip sonra resmini çizmek ve boyamak istiyordum.. resim benim için ifade biçimiydi ve önemli olan da optik ifade değil, yorumdu.. yorum, duygu ve düşüncelerin de anlatımı demekti aynı zamanda.. yola baktığımda ıslak asfaltın ağaç dallarını ve yapraklarını dalgalı bir şekilde yansıttığını görüyordum.. arabaların bazıları da kaldırım kenarlarına park etmiş ve sahipleri de gitmişti işine gücüne.. sarı taksiler geçiyordu hızlıca.. bazılarında yolcular vardı.. bazıları da densizce klakson çalıyor, yol kenarlarındaki insanları uyarıyordu…

Gri bulutlar gökyüzünde büyükten küçüğe sıralanıyor gibi geliyordu bana.. ve insanların yürürken gökyüzüne ve martılara bakmadığını görüyordum.. ışıklarda durup karşıya, karşı ışıklardaki insanlara kaçamak bakışlar fırlatan insanları da gördüm ve fotoğraflarını çektim.. belki bunların resimlerini çizerim veya yazı yazarken kullanırım, diye de düşünüyordum bir arada.. elektrik direkleri koyu renge boyalıydı ve Whydam Oteli vardı.. hemen altında da Koç’ların Divan Pastanesi vardı ve içinde birkaç müşteri kahvelerini içiyor ve pastalarını yiyorlardı ben Kızıltoprak’a, benzincinin oraya ilerlerken geniş kaldırımlardan…

Işıklara gelince durdum ve butona basanlar vardı, karşıya geçmişlerdi.. iskele babaları gibi kaldırım babaları da arabaların kaldırıma çıkmasını engelliyor, böylece yayaların rahat hareket etmesini doğruyordu.. otelin kapısının önünde de bir taksi iki araç vardı.. otelden çıkacak müşteriyi bekliyordu taksi.. çıkanları havalanına götürecek, onlar da ülkelerine uçacaktı.. yeni yapılan binalara bakıyorum yerleşenler vardı ve kiralar da çok yüksekti…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin