Ümit Gezgin
Martılar gökyüzünde yüzüyor.. sulu sepken kar yağarken bulutlar da hareket ediyor..köprünün üstünde durduğumda anladım martıların yüzdüğünü.. her tarafa bakıyorlardı ve gökyüzündeki bulutlara da.. aklıma Sait Faik geldi.. o da Burgazada’sına giderken, annesinin yanına, bulutlara bakıyor ve deniz dalgalarıyla yarışan martılardan da ilham alıyor, gözlemlerini sarı defterine yansıtıyordu…




Bulutların ötesinde Fenerbahçe burnu görünüyordu.. hemen mendireğin orda yamuk çakılmış bir direk, mendirek olarak adlandırılan demir çubuk vardı.. sağ taraftaki Yoğurtçu Parkı’nda da köpek gezdiren gençler.. sonra gökyüzü griliğine uzanan devasa, asırlık ağaçlar vardı… Bulutlar evlerin ve sokak direklerinin üstündeydi.. eskimiş apartmanların yıkılacağı da yoktu.. ağaçlar yanlarında masumca uzanıyordu… Sakin sokakları görüyorum.. ıslak ve sakin sokaklar gri renkte ve gri bulutlarla eşleşiyor.. ilerde tarihi kilise ve meydana çıkıyor alan.. orada da büyük bir boğa heykeli var, yüz yıldan fazla bir zaman önce bir Fransız sanatçı tarafından yapılmış…





Meydandan aşağıya doğru iniyordum.. tek tük yaşlı insanlar da bu karlı yağmurlu soğuk havada sıcak yuvalarından çıkarak Kadıköy’e doğru gelmişler.. hayret ediyordum.. sarı otobüs de aşağıya iniyordu… Evler gökyüzüne yükselmiş, türlü dükkanlar, mağazalar var.. çoğunun derdi tasası hizmet etmek değil malzeme satmak.. para kazanmak, zengin olmak.. herkes para kazanmanın peşinde.. yiyecek içecek dükkanları dolu her bir tarafta.. ayrıca kafeler, barlar da var… Durakta da bir sürü insan var.. buraya, alış verişe gelmişler.. sonra da uzak yerlerdeki evlerine gitmek için otobüs bekler olmuşlar bu karda kışta.. ulaşım yaşlılara ücretsiz olduğu için onlar alış veriş için Kadıköy çarşı içine geliyorlar.. kah balık, kah yiyecek veya kullanım eşyası aldıktan sonra gerisin geri uzak semtlerdeki evlerine dönüyorlardı… Çarşı içinde absürt, saçma sapan heykeller vardı.. ne idüğü belirsiz…





Çarşı içinde yürüyordum.. dükkanlar dükkanlar.. kapısında durmuş müşteriyi zorla içeriye sokmaya çalışan ayakçılar vardı.. uyduruktan kahve dükkanlarının önünde insanları zorluyorlardı kahve içmeleri için.. her tarafa yayılmıştı bunlar.. gece gündüz açık ne iş yaptıkları da tam belli değildi.. ikinci el kitap satanlar da vardı han önlerinde.. sonra ders kitapları satan Akmar Pasajı vardı… Kitaplar kitaplar.. her taraf kitap doluydu.. çoğu kitap ikinci el, yeni gibi görünenler de korsan basım.. kendisini belli ediyordu.. daha çok kitaplarla ilgilenenler gençlerdi.. onlar da ders kitaplarıyla ilgiliydi…










Kafelerin, barların önünde sere serpe uzanmış yaşlı ve bakımsız köpekler vardı.. zavallılar aç susuz, biraz ısınmak ve insanlar tarafından sevilmek için buralarda yorgunluklarını, açlıklarını gidermek istiyorlardı… Yürüyordum ve ilerde, köşede Viyana Kahvesi vardı ve hemen onun yanında da Starbucks Kafe vardı ve gençler her taraftan buralara geliyordu… Okullar tatile girmiş, çoluk çocuk caddelere, meydanlara, alış veriş merkezlerine ve Kadıköy merkeze akmıştı.. yağmur kar demeden çocuklar için alış verişe çıkmıştı aileler.. çocukları ne istiyorsa alıyorlardı… Parkın içinden geçtim, sahile indim.. tarihi iskeleyi gördüm, Haydarpaşa da oradaydı… Bulutlar Haydarpaşa Gar’ına bakan çocuklar ve kadınlar vardı.. martılar gökyüzünde yüzüyordu.. bulutlar ve dalgalar bütünleşmiş, dünya başka bir dünya olmuştu.. mavi, masmavi bir dünyaydı gözlerimin önünde…






İlk yorum yapan siz olun