İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gerçekliği bulabilmek için aramak lazım… Sanat da bu arayışın adlarından biri…

Ümit Gezgin

Gerçekliği bulabilmek için aramak lazım.. sanat da bu arayışın adlarından biri değil mi.. bir uğraş.. resim, şiir, öykü.. bunların peşinden giden pek insan kalmadı.. insanlar günübirlik heves ve telaşların içinde ömür tüketiyorlar da.. ömür tükettiklerinin farkında olmuyorlar nedense…

Yaşlı insanları görüyorum.. ölümlerine ramak kalmış hala ev, araba, arsa dedikoduları yapıyorlar.. para hesabı yapıyorlar.. ölümleri üzerine oturup düşünen ve konuşup, sohbet eden bir yaşlı insana rastlamadım.. onlar dünyaya gençlerden adeta daha fazla bağlılar… Gerçekliği bulabilmek için aramak lazım.. lazım da nasıl arayacağız.. onu bilen var mı… Bilmedikleri için belki de insanlar şaşkın vaziyette ne yapacaklarını bilmiyorlar.. hatta nereye gideceklerini de bilmiyorlar.. kıstırılmış bir hayat yaşıyorlar.. hep aynı yerde görüyorum insanları.. artık bir yerlere de oturup, okuyup, düşünen, notlar alan, bir şeyler yazıp, çizen insanlar da yok.. eskiden düşünenler vardı.. şimdi onlar da yok.. telefonlarına bakıyorlar saatlerce… Ben de karlı havada tarihi vapur iskelesine bakıyorum…

Gördüğümüz her şey asıl gerçekliğin birer kopyası, gölgesi mi Platon’un dediği gibi.. belki de.. ama kim bunun bilincinde ve bu bilginin üzerine düşünüyor.. bunun için okumak, merak sarmak ve ilgilenmek gerekiyor.. entellektüel uğraş gerektiriyor.. oysa günlük hayat hep bir geçinme, karın doyurma üzerinden kurgulanmış.. bunlardan başka hiçbir şey ne tartışılıyor ne de insanlar başka bir şey düşünmek ve konuşmak istiyor… Lap lapa yağarken kar Orta Asya’dan gelen bir kadın önüm sıra iskeleye doğru gidiyordu.. hızlanmıştı adımları ve kıyıda köşede kalmış kart erkekler de ona çok dikkatli bakıyorlardı nedense… Tarihi iskelenin üst katı kütüphane.. yaşlıları ve gençleri orada görüyorum çoğu kere.. gençler ders çalışıyor, yaşlılar da kestiriyorlar…

Yoksa Descartes mi haklı, diyorum içimden.. onun görüşünü görünce yazıda.. “belki de her şey bir rüya.. bir kandırmaca..” diyordu o.. her şeyin, her gördüğümüzün gerçek olduğunu nereden bileceğiz.. gerçek dediğimiz şey, bir rüyadan ibaret olamaz mı.. bu gerçeklik dünyaya ait, doğal olarak bize ait olarak nitelediğimiz ve böylece yanıldığımız şey değil mi… Rüyada yaşamadığımızı kim iddia edebilir.. belki öldüğümüz zaman tam olarak uyanacağız.. herkes kafasına göre bir yorum geliştiriyor da, bu konuda kafa yoranlar başkaları…

Berkeley, “Var olmak, algılanmak demektir.” diyordu.. bir masaya, ağaca, kar yağışına ben bakmadığım, orada olmadığım zaman gerçekten var mı acaba.. gözlem çünkü gerçekliği değiştiriyor.. bilinçli bakış, değerlendiriş, algı yoksa.. gerçeklik de, oluş da yok.. insan bilincinin, varlığının ve gözleminin doğal olarak olduğu yerde gerçeklik hayatiyet kazanıyor… Nietzsche boşuna söylemiyordu: “Gerçek diye bir şey yok.. sadece yorumlar var..” diye.. herkes bir şey söylüyor.. söylenen şeyler de yorum.. yapılmasa bu yorumlar gerçek olacak mı ve biz gerçekliği tartışacak mıyız.. hayvanlar tartışıyor mu… Ama bunu da aşmaya çalışan, aşırı yorumlar çıkmadı mı karşımıza.. Baudrillard, hipergerçeklik çağındayız, dedi… Renk, diye bir şey yok dışarıda.. bir hayal renkler.. sadece dalga boyları var ve beynimiz bunları renk diye yorumluyor sadece…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin