İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Günlük hayatta sanat ve felsefe…

Ümit Gezgin

Günlük hayat içinde yaşayan insanların felsefeden ve sanattan haberdar olmaları çok önemli.. nasıl olacak bu.. günlük hayatta devinip duran insanlar, yaşama ve çalışma telaşı içinde görünen insanlar nasıl sanatı algılayacak, felsefeyle ilgilenecek ve felsefe gözlüğüyle hem sanata ve hem de hayata bakacaklar…

Sabah kalktığında insan, ben neyim? ne arıyorum dünyada? dünya nedir? diye sorduğunda, felsefenin alanına girmiş oluyor.. ölüm nedir? yaşam nedir? gibi sorular sorduğumuzda da felsefenin alanına giriyoruz.. sanat da bir anlamda felsefe.. günlük, sıradan hayatın dışında bir uğraş ve yaratma alanı.. yani farklı şeyler söyleme durumu…

Felsefe ve sanat günlük rutinin içinde gelişir.. hiç ummadığımız bir yerde karşımıza bir sanat eseri, bir tasarım çalışması bütün özgünlüğüyle kendini gösterir.. konuşurken de insanlar mutlu olmak istiyorum.. dediklerinde mutluluk kavramı devreye girer ki.. bu da felsefenin açılımını barındırır…

İnsanların temel sorunsallarından biri, başkalarının beklentilerine göre mi yaşamalıyım, yoksa kendi yolumu mu bulmalıyım.. bu önemli bir sorun.. genelde insanlar başkalarının beklentilerine, ilgilerine ve düşüncelerine göre yaşarlar.. kültür de ona göre şekillenir.. oysa sanatçı, entellektüel insanlar kendi sorumluluk ve bakış açılarına göre bir yaşam biçimi oluştururlar ve başkalarının istek ve beklentilerine göre de hareket etmezler…

Özgürlük felsefesine göre de.. herkes gerçekten özgür olabilir mi.. yoksa başkalarının ortaya koyduğu kalıplara göre mi yaşarlar.. kolay değildir toplumsal ve çevre baskısından kurtulup, özgürleşmesi insanın.. sanat işte insanı özgürleştirmek için vardır.. temelini de felsefe oluşturur.. din de ilahi teslimiyeti doğurur.. çok yönlü bakış açısı sunar felsefe.. bu da kişiliği geliştirerek, özgür düşünceyi devreye sokar…

Binalara bakarak yürüyorum.. bulutlar güneşi kapatmışlar ve yoğun tabakalar oluşturmuş mavi gökyüzünde.. karşıda Kalamış Marina Otel’i görüyorum.. önünde arabalar var.. içerde bodrum katta da sanat galerisi.. zaman zaman orada farklı sanatçıların eserleri sergileniyor.. otelin karşısında da otopark var.. ilerisinde de kırk yılın Develi Lokantası.. hemen yanında da marina başlıyor, ucuz, pahalı yelkenliler salınıp duruyor…

Kesme taşlı kaldırım taşlarına basarak ilerliyor ve karşıdan gelen gençlere bakıyorum.. araçlar da ışıklarda durmuş bekliyor.. kahverengi, yeşil, sarı yapraklı ağaçlar var.. kalın gövdeli, ince gövdeli ağaçlar ve gökyüzündeki kalın gri bulutlar hemen apartmanların çatılarından başlıyor…

Bağdat Caddesi’nde de bir sürü araç vardı.. nerden geliyor ve niçin geliyordu bu araçlar.. bu araçların var olma sebebi nedir, diye sorduğunda felsefeye giriyorsun.. budanmış ağaçlar görüyorum.. yaprakları dökülmüş, kahverengi yapraklar aşağıya inmiş.. asfalt yolda çukurlar oluşmuş ve yağmur bulutları var sanki gökyüzünde.. Çingene çiçekçilerinin basamaklı sehpaları ve şemsiyeleri boş boş duruyor köşe başında…

Bir dükkanın önünde soyut kırmızı heykel görüyorum.. neyi anlatıyor diye sorduğumda felsefe alanına bağlanmış oluyorum.. böyle büklüm büklüm dökülen, serbest kurdela parçaları aynı zamanda bir metal heykel formuna da dönüşüyor ve bu da felsefenin bir kolu oluyor…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin