İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Potage Marie-Claire

Dr. Tuncay Gezgin

Yabancı dilde ne çok tabela varmış meğer. İşte bir berber; tabelasında şöyle yazıyor “Barber Hair Design”. Turistlerin bol gezdiği bir semtte değilim.  İstanbul’un bir banliyösünde uzun bir caddenin kenarında yürüyorum. 

Artık önüme değil tabelalara bakıyorum. Neredeyse üç dört tabeladan biri yabancı dilde. Berberler, “barber” yahut “coiffure” olmuş; “Panorama Barber’s Lounge”, “Gentleman’s Barber”,  “Saloon by Ahmet Hair Artist since 2017”. 

Dişçiler, ya  “dent”le başlıyor ya “dent” le bitiyor; “Smartdent”, “Dentar”. Takıcılar; “Rena Accessories”,” Virginia Accessories”. Kahveciler;  “Coffee Akın taste of passion”, “Café İnci”, “Caffé and Kitchen”, “Soulmate Coffee”. Tütüncü; “Tobacco”.  Kıyafet satanlar; “Ercan Store”, “My Style Boutique”, “Menwork”, “Men’s Clothing”, “Yuşa Baby Kids”. 

Sömürge olmayan hangi ülkede bu denli yabancı tabela vardır? Elbette iş tabelayla da sınırlı değil. Bu durum bir halin yansıması. Bir geçmişi var. Tanzimattan beri içinde yuvarlandığımız bir hal bu; taklit ve özenti, kültürde, sanatta, hayatta. 

Züccaciyeler ; “Home Collection”, “Güzel Home”. Güzellik salonları, kişisel bakım; “Historien Güzellik”, “Maabella Güzellik”,  “Jale Beauty”, “Aylin Beauty Center”. Market; “My Shopping”. İnşaat,emlak; “Kayhan Group”. Spor salonu; Fitstation”. 

Bir yazarımız anılarında, okullarında verilen Osmanlıca dersini inatla öğrenmediğini övünerek söylüyor, Latince bilenleri ise pohpohluyordu. Sanırım benzerleri gibi  şarklılığı hatırlatan hiçbir şeyi sevmiyordu. Üstelik öztürkçeciydi… Geçmişten bugüne dilimize ne çok taklalar attırıldı…

Bazı tabelalarda Türkçede karar kılınmış fakat alfabede olmayan, w, q, x gibi harfler sıkıştırılmış araya, ş harfi sh yapılmış, yahut harfler ikiletilmiş. Kıyafet satan bir dükkan; “Çuwall”. Bir attar; “Shiffa home”. Kadın giyim; “Nefess moda evi” . 

Yanımda Ömer Seyfettin hikaye kitabı. Yüz elli sayfalık bu kitabın arkasına bir sözlük konulmuş; tam altı yüz elli kelime var sözlükte. Bütün bu kelimeler çöpe atılmış. Bir üniversite talebesi bile bu incecik kitaptaki hikayeleri okurken hiçbir şey anlamayacak ve sürekli arkadaki sözlüğe bakacak. Öte yandan tepeden aşağıya toplum yüz elli kelimeye mahkum; o kadarla konuşup anlaşıyor. 

Oto yıkamacı; “Auto services”. Otel; “Grand Şahin”.  Okul; “Future”.  Manav; “Pazarcı time”. Oyuncakçı; “Angel”. Konut isimleri; “Quadrom palas”, “Erkullife”, “Parkhouse”. Oyun salonu; “Gold Arena Gaming Cafe”. Düğün Salonu; “Wedding Plus”.  Kapı girişlerinde “welcome”. 

Ahmet Mithat ve dönemi yazarlarının romanlarında gördüğümüz alafranga tipler;  şu yabancı kelimelerle, cümlelerle kendini ifade eden, kendini onda bulan, içinde yaşadığı toplumun her halini hor gören, o romanlarda kalıp buharlaşmadılar. Onların bir türevi devam etti, ediyor. Bürokrat olarak,  aydın olarak… Kültüre, sanata yön verdiler. Sahneyi yerlileştiren, umumi manzarayı şarklılaştıran şeylere düşman kesildiler; mimari, sanat, yaşam, din, dil… 

Refik Halid, bin dokuz yüz ellilerde yazdığı bir yazısında gariplik züppesi dediği bir tipten bahseder: “Gariplik züppesi ona derler ki sevdiği puf böreğini yer veya tarhana çorbasını içerken bunların Frenkçe bir adı olup da söyleyemediğine ve Frenkçe adı olmayan bir yemeği sevdiğine pek üzülür. Ah der keşke…tarhananın potage marie-claire gibi şık bir ismi olsa.”

Gösteriş, özenti, taklit, sahtekarlık ve güya şıklık…Böyle bir tablo.

”Flower and event”; çiçekçi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin