Ümit Gezgin
Akmar kitap pasajına gidiyordum.. zaman zaman gider, orada kitapları karıştırırdım.. bir zamanlar daha fazla sahafın yer aldığı pasaj, şimdilerde ikinci el ders kitaplarıyla doluydu.. bir de marjinal gençlere elbise ve takı satan, ayrıca kaset, eski plak satan dükkanlarla da kaplıydı…

Seviyordum kitapları ve her aldığım kitabı mutlaka okumaya başlardım.. bitiremesem bile güzelce siler, temizler ve yırtık, sökük yerlerini yapıştırırdım.. sonra da sayfa aralarına gazete kağıdını ayraç olarak koyar ve okumaya başlardım… Nerede o eski kitapçılar, sahaflar.. şimdikiler elma armut satar gibi satıyorlar kitabı ve kitaptan da anlamıyorlar.. okumamışlar çünkü.. okuma kültürü hepten ortadan kalktığı için kitap önemini yitirmiş vaziyette…

Akmar Pasajı’ndan çıktım, kalabalık sokaktan yürüyerek çarşı ortasındaki absürt heykel parçalarının olduğu yere geldim.. oturanlar, çevresinde dolananlar, bunların ne olduğunu anlamaya çalışanlar vardı.. eski kilise de uzanıyordu orda.. dış duvarlarında kahveciler dükkan açmış, bir de çiçekçi yerleşmişti.. ticaret her şeyin önünde geliyordu ve bol para kazanıyorlardı… Bilet sanatlar, kazı kazı pazarlayanlar da vardı bu heykel topluluğunun ortasında…

Her tarafın fotoğrafını çekmek istiyordum ki, sonrasında resmini çizeyim veya yazdığım yazılarda kullanayım.. mekanlar ve mekanlara egemen binalar, şekiller, renkler.. buralardan yolu geçen insanlar.. ve yollar da, mekanlar da zamanla değişip gidiyorlardı.. geriye bir şey kalmıyordu.. türlü türlü dükkanlar vardı ama daha çok yeme içme iştahına göre dükkanlar oluşmuştu burada…

Öbür tarafa geçtim.. biraz ilerdeki daha küçük meydanın karşısında Gözüm Optik vardı.. başka bir küçük kilise çan kulesiyle görünüyordu.. insanlar vardı ki çoğu cep telefonuyla konuşuyordu.. ama bulutlar etkili bir şekilde toplanmışlardı gökyüzünde ve yağdı yağacak bir yağmuru onlar da bekliyordu…
Gidenler ve gelenlerin önü ardı kesilmiyordu.. yağmurla birlikte onların da yoğunluğu artmıştı…






İlk yorum yapan siz olun