Ümit Gezgin
Resme, özellikle resimlerime felsefenin noktasından bakmak, hem resim sanatını ve hem de kendi resimlerimi anlamak bakımından önemli olacaktır.. çünkü çizdiğim ve boyadığım şeylere bakıyorum da, ben de doğal olarak niye bunları çiziyorum ve bu şekilde, bu renkleri kullanarak yapıyorum, anlamak istiyordum…

Kağıtlara çiziyor, boyuyordum ama.. normal kalemle değil, kesik uçlu permanent, yani çıkmayan kalemlerle, sonra renkli kalemler, mavi, yeşil, kırmızı, siyah kalemlerle çiziyordum ilk önce.. bakıyordum bakmasına da doğaya, şehre, sokaklara, caddelere.. ama hep kafamdakilerini aktarıyordum kağıtlara.. elbet çıkış noktası aldığım şeyler vardı.. ufuk çizgisi, dağlar, ağaçlar, deniz, dalgalar, bulutlar, kuşlar, insanlar ve yelkenliler…

Derinlik duygusu önemliydi benim için.. belki ölümden kaçmak, belki zamanı algılamakla ilgiliydi.. nerden bilecektim ki bunu.. çizgiler çizgiler.. sonra sade değildi çizgilerim.. hem kalemle hem fırçayla atıyordum doğada, çevremde gördüğüm çizgileri.. zaman zaman, rastlantısal olarak da bol boya kullanmak istiyordum…

Hareketli doğadan yola çıkmak istiyordum.. bir de illa gündüz olacaktı ve dışarda olacaktım.. zaman zaman çektiğim fotoğraflardan da resim yapıyorum isteksiz olarak.. onlar bana zevk vermediği gibi, sonuç olarak içime sinmeyen resimlere de sebep oluyordu… Hatta bazen yürürken resim çiziyor, sonra da oturduğum uygun bir kafede bunları boyuyordum.. resimlerim çizgiseldi biliyorum.. sonra tam tamamlanmamış, her tarafı boyanmamış, yani yarımmış gibi bırakmak istiyordum.. hayat da öyle değil midir…






İlk yorum yapan siz olun