Ümit Gezgin
Beyaz bir gökyüzü vardı yola çıktığımda.. kıyıda, ağaçların altında bir motor vardı terkedilmiş gibi yalnız ve hüzünlü duran.. bu makine hüzünden ziyaret gururu yansıtıyordu kaldırıma.. kimse bu duygunun farkında değildi oysa…

Çiçekler çimenler var.. yeni dikilmiş fidan halinde ağaçlar.. bugün devasa ağaçları budayan belediye işçileri görmüştüm Feneryolu Halk Eğitimi Merkezi binasının önünde.. dört yandaki binaların tül perdeli pencerelerinden bakan meraklı gözleri görüyorum… Işıklarda bekleşen insanları görüyorum.. her meslekten, her yaştan insanlar.. çaktırmadan birbirlerine endişeyle bakıyorlar…

Çimenlerin ordaki ağaçlara bakıyorum.. gökyüzü beyaz bulutlarla dolu.. beyaz gökyüzünde beyaz bulutlar.. ağaçlar var gökyüzüne, bulutlara uzanan.. yaslı yüzler görüyorum apartman aralarında ve kaldırım kenarlarında.. kaldırım kenarlarında bekleyen otomobillerin içinde direksiyonda bekleyen yaşlı adamlar görüyorum.. nereye gideceklerini mi düşünüyorlar, yoksa yaşlandıklarına mı hayıflanıyorlar belirsiz…

Demirden soyutlanmış kadın heykel parlıyor bir köşesiyle küçük parkın çıkışında.. Hüseyin Yüce diye bir heykeltraşın imzası kazınmış bir köşeye.. heykel şaşkın, kollarını açmış ileriye bakıyor.. bulutlar beyaz inmiş iyisinden aşağıya ve gri binalarda insan kalabalığı.. köpeklerini gezdiren insanlar var.. giriyorlar çıkıyorlar apartmanlara…

Kaldırımda Kızıltoprak’a doğru giden kadınlar vardı.. yağmur hafiften başlamış, bazıları da şemsiyelerini açmıştı.. tek tük araç geçiyor gidiyordu Bostancı’ya doğru…

Yeni tasarım elektrik direkleri vardı.. öncesinde daha başkaydı elektrik direkleri.. onlar da değişmişti.. ilerde bir binanın yıkımına başlamışlardı.. belediyeden ruhsat alan hemen yıkıma başlıyordu.. bazıları yıllardır bekliyor, yıkılmıyordu.. yıkılanlar da arsa olarak bekliyordu.. bazıları da hemen, bir iki ay içinde yıkılıyor ve hemen altı ay içinde de yeni bina dikiliyordu.. niye böyle oluyordu anlamak pek mümkün değildi…






İlk yorum yapan siz olun