Ümit Gezgin
Uzay evleri gibiydi bina.. ne işe yaradığını sadece ben değil, kimse bilmiyordu.. zamanında ne amacıyla yapıldığını da kimse sormuyordu.. niye sormadığını da bilmiyordu insanlar.. ayrıca kime soracaklardı.. kapıda bekleyen biletçiye mi.. gidiyordum, daha yakından bakacaktım ve bulutlara doğru kanat açmış gibi duran üst üste binalar topluluğunu da anlamaya çalışıyordum…

Yazarak anlamaya çalışıyordum.. resmi de, sanat eve bilimi de yazarak anlamaya çalışıyordum.. insanlar kaldırımlarda koştur koştur bir yerlere gidiyorlardı.. neydi amaçları ve dünyaya nasıl bir anlam veriyorlardı onu da bilmiyordum.. ama sıradan insanın kaygısının felsefe olmayacağını da biliyordum…

Binalar soyut biçimlere benziyordu.. şekilleri uzaylılar yapmış gibi duruyordu.. gökyüzü daha da yükselmiş, bulutlar mavilik içinde kaybolmuştu.. martıları görüyordum, onlar da maviliğin uçlarına doğru uçup duruyorlardı…

Bu uzay mimarisini de orada otururken çiziyordum.. oturduğum kafede bir sürü insan vardı.. çocuklarını oyun salonlarına bırakmış, kendileri de kafelere yollanmışlardı.. ben de binalara bakıyor ve güneş altında binaları insanlarla ve çevreyle birlikte çiziyordum…

Binalar ilginçti.. yeni yapılmış gibi duruyordu.. kafelerdeki insanlar da ilginç binaların kenarında durduklarını düşünüyorlardı.. sıcaklık gün be gün artıyor.. binalar da gün geçtikçe eskiyor, başkalaşıyor ve değişiyordu…





İlk yorum yapan siz olun