Füsun Uzunoğlu
Yıllara dayanan dostluk, bu sanatsal buluşmada daha da “derinleşti”. Evrim Sanat Galerisinde oldukça kalabalık açılış gününde, hocamın çalışmalarını hayranlıkla izledim. Eserlerin ruhsal derinliğine hiç şaşırmadım, çünkü benim resim çalışmalarım sırasında neredeyse telepatik bir yaklaşımla hangi yöne gitmem gerektiği duygusunu bana geçiren ve eserlerime güvenmemin önünü açan bir kişilikti o. Bir yolculuğa çıkarken yanınızda olmasından güç aldığınız insanlardan.

Sergiye ikinci kez gittim. Bu kez uzun uzun sohbet etme olanağı bulduk. Resimden, kendimizden, bu sergi süreci içinde kaybettiği ve serginin kendi adına yaratıldığını öğrenemeyen babasından… İç Mimar, ressam, heykeltraş, baba… Çok seven ve sevilen baba. Cemil Aytaç Erentürk. Bu sergide, 23 Nisan olan doğum gününde, onun varlığı sergi boyunca kaybolmadı.
İclal Erentürk Güçsav MSÜGSF Resim bölümü Prof Dr. Özer Kabaş Atölyesinden, diploma birinciliği ve Bölüm ikinciliğiyle mezun oldu (1994). O yıl ilki düzenlenen Sakıp Sabancı ödülüyle başarısı taçlandırıldı.

Daha sonra ödüllerle, sayısız yurt içi ve yurt dışı kişisel, grup ve karma sergilerle sanat yaşamını doldurdu. 2024 yılında Londra’da “Voyage” ve “Equinox” sergilerinin ardından 3 resmi MSGSÜ Resim Heykel Müzesi’ne, bir eseri de IBB Kolektifin Belleği koleksiyonuna girdi. 1988 yılından beri resim çalışıyor, 1992’den beri sanatsal ve akademik programda eğitim veriyor.
Eserler üzerinde de uzun uzun konuştuk. Serginin hayata bir seslenişi var. Doğayla, insanla, içsel derinlikle, toplumsal okumalarla derdi, duruşu var. Renk ve desen çalışmalarının sağlam zemininde tümüyle soyut eserler oluşturmuş. Paletinde bejler, beyazlar, maviler çoğunlukta. Bazı çalışmalarda da mavinin farklı tonları, lacivert, sepya öne çıkıyor. Size yalnızca hayal kurmak kalıyor.
Küratör İlayda Uzunarslan’ın anlatımıyla: “Her insanın yüzeyde görülen toplumsal rollerinin hemen altında, sürekli hareket halinde olan bir alan vardır. Katmanlı, çelişkili, kırılgan ve aynı anda dirençli.”

Fakat aynı zamanda bu görünmez kısım, daha derindeki kimlikler, toplumsal ilişkiler, devinimler ve çevreyle sürekli etkileşir ve dönüşür. İşte sanatçının eserleri bize bu dönüşümü, devinimi yansıtıyor. Renklerle formlarla, geçişlerle… Ruhsal ve zamansal bir yolculuğa çağırıyor bizi. Varoluşun kırılganlığı, özlem, huzur, mutluluk… Geçmişle geleceğin dalga dalga yüzeyde birleşerek bugüne taşınması…
Teknik olarak kazıma, silme, aşındırma ile derindekini ararken hiçbir duyguyu kaybetmeden gerçeği görünür kılıyor. Sanatçı estetik olarak karton, mukavva, koliler gibi dönüştürülebilir malzemeyi sanatla buluşturmuş. Bu buluşmayı doğayla kurulan bir bağ olarak da görüyor. İnsanın dönüşen, değişen doğasıyla bu şekilde paralellik kuruyor.
Bazen bu bağ bir resmin karşısında dururken aniden yüzeye ulaşır.
“Geriye yalnızca derinlik kalır.”






İlk yorum yapan siz olun