İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gökdelenler görünüyordu uzaklardan…

Ümit Gezgin

Sabahın erken saatlerinde yola çıktığımda uzaklarda gökdelenleri görüyordum.. bol bulutlu gökyüzüne yükselmişlerdi iyisinden.. yol boştu, sabahın erken saatleriydi çünkü.. kimse daha dışarı çıkmamıştı.. kuşları da görmüyordum gökyüzünde.. simitçi köşeyi tutmuş, taze, yeni gelmiş simitleri servis ediyordu ve başı da kalabalıktı…

Sabit Pazar’a doğru ilerledim.. önüm sıra bir lise öğrencisi gidiyordu.. dalgındı ve telefonuna bakıyordu sürekli.. sürekli insanlar yürüyordu.. herkes aklındaki bir yerlere gidiyordu.. gidiyordu da ne oluyordu.. daha mı uzun yaşıyorlardı.. herkes aklındaki hedeflere niçin yürüdüğünün farkında mıydı…

Feneryolu Sitesi binası yetmiş yıllık yaşıyla öyle duruyordu yeni yapılan binaların arasında.. Sabit Pazar’ın önünde de kadınların kafe-lokantası ve el emeği ürünleri vardı.. bunları satıyorlardı ve yardıma muhtaç kadınlara yardım ediyorlardı…

Gökyüzünde bulutlar sürülmüş tarlalar gibiydi.. kuşlar, özellikle martılar uçuyordu.. insanlar kah okula kah işe gidiyorlardı.. saksılar içinde çiçekler vardı ve açılmamış kafe şemsiyeleri vardı.. daha Potlaç Kafe açılmamıştı, çünkü sabahın çok erken saatleriydi.. kadınların işlettiği Potlaç dokuz, ondan önce açılmıyordu…

Bulutlar mavi beyaz uçuşuyorlardı gökyüzünde.. şık araçlar park etmiş, çöpçüler de çevreyi süpürmekten derin sohbetlere dalmışlardı.. araçlar geçip gidiyordu köprünün altından minibüs yoluna doğru.. eski binalar vardı mütevazi katlarda.. bunlar yıkılacak ve devasa, gökdelen gibi binalar çıkacaktı ortaya.. çevreyi bozan, doğayı katleden görüntüler daha çok dolacaktı etrafta…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin