EBRU DEDE’nin Sanatı Hakkında

Çilsem Toprak

Değerli sanatçı Ebru Dede’yle sanatı hakkında enine boyuna konuştuk…

1.Ebru Dede kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Kim olduğumuzu belirleyen şey sadece özgeçmişimiz değil. Özgeçmişimiz, dışarıdan bakıldığında kronolojik düz bir çizgi gibi görünebilir. Fakat aslında yapmaya çalıştıklarımızla yapabildiklerimiz arasında gidip gelen zikzak bir çizgi olduğunu biliriz. O çizgi, pek çoğumuz gibi benim için de bazı gurur verici anılar kadar hayal kırıklıklarını veya hayat derslerini de içeriyor.

Kim olduğumu öğrenmeye çalışmak yıllarımı aldı. Yaşadığım her yeni tecrübe, tanıdığım her insan, karşılaştığım her farklı olay kim olduğum sorusunu tekrar sormama neden oluyor.

Kim olduğumu bulmak ve kendimi ifade etmek benim için çok önemli olmasına rağmen bunu yapmakta hep zorlandım. Bunun en önemli nedeni çoğu insandan farklı bir gelecek hayal etmem olabilir. Anlattıkça değil ama kısmen gerçekleştirdikçe daha anlaşılır oluyorum.

2.Sanat dediğimiz zaman aklınıza ne geliyor? Sizin için ne ifade ediyor?

Sanat bence günlük hayatta büyük ölçüde tüketim kültürüne ve kapitalizme dayalı olan sistemin bize gösterdiğinin ötesini görebilmeyi sağlamalı. Günlük rutinimizden farklı bir boyutta düşünmemize aracılık etmeli.

3.Yeteneğinizi ne zaman fark ettiniz?

Yetenek mi yoksa çok çalışmak mı gerekiyor, bu tartışmaya açık bir konu. Dışarıdan bir beklenti veya karşılığı olmadığı halde insan ancak sevdiği konuda çok çalışabilir. Üzerinde çalışılmayan yetenek körelebilir. İlkokulda ilk resim dersimizde arkadaşlarımın çoğunun daha önce benim kadar resim yapmadığını gördüğümde şaşırmıştım. Yıllar geçtikçe sadece belirli kişilerin resim dersi dışında da severek resim yapmasını normal bir durum olarak algılamaya başladım. Oysa resim yapmayı benim kadar çok seven insanlarla tanışmak ve onlarla bir arada olmak beni çok mutlu ediyor. Onların yanında kendimi evimde gibi hissediyorum.

4. Eğitim hayatınızda nasıl yönlendirildiniz? Nasıl bir yol izlediniz?

Lise son sınıfa kadar test çözmek yerine resim yapmaya devam ettim. Liseden sonra sevmediğim bir bölümde ön lisans eğitimi aldım. 1994’te mezun olduktan sonra bazı kurslara giderek 10 yıl dış ticaret alanında çalıştım. 2000 ile 2004 yılları arasında hafta sonları resim kursuna gittim. Resimden uzak kaldığım 1992 ile 2000 yılları arası benim için çok mutsuz geçti. Bir gün işi bırakıp resim okuma fikri hep vardı ama günlük hayatın temposu içinde kaybolmuştum. 2003 yılında “sadece hafta sonları mutlu olmak yerine neden her zaman mutlu olmuyorum” sorusu zihnimden hiç çıkmadı. Ruhsal olarak en derinlerde neyi arzuladığımı bulup onu gerçekleştirmek için bir süre içime kapanmam gerekti. 2004 yılında işten ayrılıp Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrenci olduğumda insanlara bunun nedenini hiç anlatamadım. 2009 yılında Kadir Has Üniversitesi Grafik Tasarımı ön lisans programında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlayana kadar hiç kimse anlamadı.

5. “Öznenin İmkânsızlığı” başlıklı kişisel resim sergisi için Marcus Steinweg’in

“Tutarsızlıklar” kitabından esinlendiğinizi belirtmişsiniz, kitapta bizimle paylaşabileceğiniz dipnotlar var mı?

Sergi metninde ve eser isimlerinde kullandığım dipnotların dışında kitapta altını çizdiğim cümlelerden bazıları:

“Öznenin yegâne garantisi şudur: Üzerinde bir köprü kuramayacağı bir dipsiz uçurumun kıyısındadır. Ama kendisi bir tür köprüdür, bilinmeyene doğru uzanan bir köprü.” (s.13).

“Sınırın deneyimi düşünen öznenin kendini aşmaya cüret ettiğini ima eder. Ortada bir özne varsa, kendisinin, kendi bilgi bütünlüğünü boydan boya katedip kodlayan güçler tarafından etkilendiğini bilen asli bir kendini aşmanın öznesidir bu.” (s.18).

“Aptallığa karşı duran zekâ, kendisine karşı kullanılan zekâ olmalıdır. Kendi araç gereçlerini hiç durmaksızın sınar. Kendinden şüphe etmeyi asla bırakmaz.” (s.22).

“Risk olmadan ne düşünce ne de sanat mümkündür.” (s.56).

“Bir deneyim tanım itibarıyla bir uç nokta deneyimidir. Öznenin istikrarını bozar ve onu kendi gerçekliğinden çekip çıkarır. Hakikati aşikârlığında değil tutarsızlıklarında yatan, hakikati kendi olumsallığının dipsiz uçurumuna uzanan yarılmış bir varlık olmaya tekabül eden bir özneyi ancak deneyim yaratabilir.” (s.57).

“Kendini ancak kendini kaybederek kazanır.” (s.111).

“Sanatın tanımı: Biçimsizliğe biçimle, onu nötr hâle getirmeden karşılık vermek.” (s.122).

6. Serginizin konusu dikkatimizi çok çekti size Özne desek?” Öznenin İmkansızlığı” bize ne mesaj vermek istiyor…

Özne olmak büyük sorumluluk hissettirdiği için bu soruya cevap vermekte zorlanıyorum. Bütünüyle özne olamıyorum. Özne olmaya çalışmaktan vazgeçmediğim bazı yönlerim var. Bunlar soru sormak, bana çok aykırı geliyorsa sistemin gidişatına karşı direnmek, risk almak, hayal kurmak ve denemeye devam etmek olabilir. Tüm bunları sabırla, ağırbaşlılıkla ve mantığa dayalı olarak yapmaya gayret gösterdiğim için özne olmaya çalışmak beni yavaş ilerleyen ve uzun süren bir yolculuğa çıkardı. Bu, varmayı planladığınız türden bir yolculuk değil. Hayatın kendisi gibi. Hayatımızın bir gün biteceğini hayal etmeyeceğimiz gibi, varmayı da planlamayacağımız bir yolculuk. Yolculuk sürecinde anlara odaklanmak ve algılarımızı açık tutmak gerekiyor. Kendimiz ile kendi dışımızda gelişen her şey arasında karşılıklı bir akış var. Bu akış ve süreç içinde ne sıklıkta kendi özümüzdeyiz? Kendimize bu soruyu sormuyorsak öznenin imkansızlığı içindeyiz.

7- Eserlerinizin hikayesi var mı?

Örneğin aşağıdaki resmime ilham veren duygu, yoğun iş temposu içinde resim yapmaya ve sergilere katılmaya çalışmamı, kendi içimde nasıl gelgitler yaşadığımı ve resim yapmakta hep geç kaldığıma dair bir suçluluk hissini kapsıyor. Bu resmin eskizini 2018 yılında Kanada’ya bir sergi için gidip geldikten sonra yapmıştım. O yolculuk benim için bir çeşit kendi özüme dönüş gibiydi. Kim olduğumu ve neyi neden yaptığımı yeniden keşfetmemi sağladı. Çünkü ancak günlük rutinden uzaklaştığımızda kendimizi yeniden buluyoruz. Bu nedenle bu resmin ismi “Kendine Yolculuk”. Sonra yine günlük rutinime geri döndüm ve resmi tuval üzerine ancak iki yıl sonra aktarabildim.

“Kendine yolculuk”, tuab, 50×60 cm, 2020.

Özne, kimlik ve benlik hep ilgilendiğim konular oldu. 2019 tarihli resimlerimi kendi içimden geldiği şekilde yaptım. 2019 yılı sonlarında Marcus Steinweg’in kitaplarında benim tam olarak anlatmak istediklerimi kelimelere döktüğünü fark edince diğer eskizlerimi yapmaya başladım. Bu eskizleri aktarmak için 2020 Mart ayı başında çalıştığım adrese çok sayıda tuval siparişi verdim. Siparişi verdikten yarım saat sonra pandemi önlemleri nedeniyle dışarıdan kargo kabul edilmeyeceği duyurusu yapıldı. Hemen siparişimin adresini değiştirmek istedim ancak kargo yola çıkmıştı. Kargo yola çıktıktan sonra yapılan adres değişikliği, evden çalışma sistemine geçilmesi ve sokağa çıkma yasağı gibi nedenlerle kargoma müdahale etmem zorlaştı. Haftalarca iki şehrin farklı ilçeleri arasında dolaştıktan sonra yine ilk adrese varıp teslim alınmayınca siparişim kendiliğinden iptal oldu. Bu süreç yaklaşık 8 hafta sürdü diye hatırlıyorum. Resim malzemeleri satan dükkanlar açıldıktan sonra tuvallerimi alıp 15 Mayıs ile 31 Temmuz tarihleri arasında resimlerimi tamamladım. Sergimin başlığı da bu süreçte oluştu.

8- Renkler sizin için ne ifade ediyor? Eserlerinizde renkleri çok güçlü kullanmışsınız, tekniğiniz hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

Üniversitede öğrenciyken bir süre monokrom çalışmamız istenmişti. Bir nesne seçip, bir rengin farklı tonlarıyla onu anlatmamız gerekiyordu. Ben mavi rengi seçmiştim. Bütün renkleri seviyorum ama mavinin ayrı bir yeri var, ondan hiç vazgeçemiyorum. Renkleri psikolojik etkileriyle değerlendirecek olursak, özgürlüğe, sonsuzluğa ve huzura ihtiyacım olduğu için maviyi daha çok seviyor olabilirim.

Renkleri karıştırırken her nasılsa hep belirli sonuçlara varıyorum. Bunu teknik olarak açıklamak çok zor. Sanırım temiz yüzey üzerinde temiz spatula ile rengi çok kirletmeden buluyorum. En azından aynı ortamda birlikte çalıştığımız dönemlerde arkadaşlarımın gözlemleri bu şekildeydi.

9.İlham aldığınız bir sanatçı veya eser var mı?

Günümüz sanatçılarından Ed Fairburn, David Gao, Laurie Lipton, Matteo Pugliese, Cristina Troufa, Olivier Valsechhi gibi figüratif çalışırken bedenin sınırlarına odaklanan sanatçılardan etkileniyorum. Sosyal medya ve internet aracılığıyla ilham aldığımız sanatçıları sınırlamanın zor olması iyi bir fırsat.

10.Farklı sanat dallarıyla ilgileniyor musunuz?

Çizimlerimi hareketlendirerek anime sanatı kapsamında üretmeye başladığım eserlerden üç tanesi seçici kurullu uluslararası karma sergilerde gösterildi. Resim ve anime sanatına profesyonel anlamda devam etmek istiyorum. Bunların yanı sıra fotoğraf çekmeyi seviyorum. 12 yıldır grafik tasarımı alanında çeşitli uygulamalı dersler veriyorum. Hobi olarak şiir yazıyorum.

11.Günümüzde sanata bakışı, sanatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde sanata dair farklı farklı bakış açıları var. Klasik figüratif, soyut, kavramsal, dijital sanat gibi birbirinden çok farklı sanatsal ifade biçimlerini bir arada görmek mümkün. Bu farklı ifade biçimlerinden sadece birisini sanat olarak değerlendirip diğerlerini dışlamayı doğru bulmuyorum. Bazı yarışmalarda jürinin tek yönlü bir bakış açısıyla değerlendirme yaptığını görmek beni üzüyor.

Ebru Dede ‘ye Not…

Eserlerinizin isimlerini okuduktan sonra eserlerinizi seyretmeye başladığımda kendimi renklerle bezenmiş bambaşka hikayelerde buluyorum … Her eseriniz için sizi tebrik ediyor , izleyici olarak eserlerinizi seyretmekten çok keyif aldığımı belirtmek istiyorum…

Çok teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın