Nusret Karaca
Marmaris Öğretmenevi bahçesi…
Buradaki dördüncü günümüz. Rüzgârla ve denizle kucaklaşırken kitap sayfaları arasında dolaşmaya devam ediyorum. Bu kez sırada; daha önce sinema uyarlamasını da büyük bir keyifle izlediğim, Mehmet Ertaç’ın çevirdiği 2018 yılı basımı “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi” var.
Kendisinin adlandırdığı “Caz Çağı”nın (Jazz Age) hem en büyük kronikçisi hem de o debdebeli dönemin sembol ismi; 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının en zarif, trajik ve ikonik yazarlarından F. Scott Fitzgerald’ın (24 Eylül 1896 – 21 Aralık 1940) sayfaları arasında dolaşıyorum. Ünlü eseri Muhteşem Gatsby’nin yanı sıra birçok değerli esere imza atmış olan Fitzgerald’ın, zekice kurguladığı çok keyifli ama bir o kadar da trajik bir öyküsü olduğuna dair yorumlar yapılmış. Gerçekten de öyle…
Benjamin Button dünyaya yetmişlerinde, yaşlı bir adam olarak gözlerini açar ve kronolojik zaman ilerledikçe gençleşir. Herkes yaşlanırken onun gençleşmesi; hayatı ve insan ilişkilerini tamamen sıra dışı bir perspektife taşır. Zaman çizgileri tamamen zıt yönlere akan bir insanın hayatı, çevresindekiler için çarpıcı bir trajediye ya da tahammülsüzlüğe dönüşür. Zamanın akışını, yaşlanma kavramını ve insan kimliğinin toplumla olan ilişkisini sorgulayan bu eser, aslında modern dünyanın tek tipleştirme çabasına ironik bir başkaldırı gibi.
Kitaptan o çarpıcı kesitlerden birini aktaracak olursak:
”Git o zaman!” diye cevap verdi Roscoe kısaca. Bu konu onun için çok tatsızdı ve bir tartışmaya girmek istemiyordu.
“Yalnız bir şekilde gidemem,” dedi Benjamin çaresizce. “Beni okula kaydettirmen ve beni oraya götürmen gerekli.”
“Bunun için vaktim yok,” diye parladı Roscoe aniden. Gözlerini kıstı ve rahatsız olarak babasına baktı. “Aslında…” dedi, “bu işe daha fazla devam etmesen iyi olur. Kendine gelsen iyi olur. Sen… Sen…”
F. Scott Fitzgerald’ın bu ölümsüz yapıtında şu temel karakterler öne çıkıyor:
Benjamin Button: Yetmişlerinde, yaşlı bir adam görünümünde dünyaya gelen, ancak zaman geçtikçe fiziksel olarak gençleşen ana karakter.
Hildegarde Moncrief: Benjamin’in gençleşip yakışıklı bir savaş kahramanı olduğu dönemde aşık olup evlendiği, ancak kendisi yaşlanırken Benjamin gençleştiği için trajik bir kopuş yaşadığı eşi. (Not: Oscar ödüllü film uyarlamasında bu karakter genişletilerek karşımıza balerin ‘Daisy Fuller’ olarak çıkar.)
Roger Button: Benjamin’in babası ve Maryland’deki ünlü bir hırdavat tüccarı. Toplum baskısından çok korkan, oğlunun “normal” bir çocuk olmasını isteyen otoriter bir karakterdir.
Bayan Button: Benjamin’in annesi.
Roscoe Button: Benjamin ve Hildegarde’ın oğlu. Babasının tuhaf durumundan utanan ve zamanla roller değişince ona kendi babasıymış gibi bencilce davranan karakter.
General Moxart: Benjamin’in İspanyol-Amerikan Savaşı sırasında emrinde görev yaptığı komutan.
…
Ve…
“Hayat böyledir işte; kesişen hayatlar ve yollar zinciri, kimsenin kontrol edemediği.”
(F. Scott Fitzgerald – Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi)
Evet!
“Okumak bir insanı doldurur, konuşmak onu hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır.” der Francis Bacon.
Marmaris’in mavi sularına bakarken, elimdeki kitabın sayfalarını kapatıyorum. Bacon haklı; satırlar bizi dolduruyor, Marmaris’in rüzgârı ise bu doluluğu zihnimizde olgunlaştırıyor.
26 Haziran 2026 Cuma






İlk yorum yapan siz olun