Ümit Gezgin
Doğayı dönüştürmek için resimsel olarak, doğayı yakından tanımak gerekmektedir.. nerden geldi doğa ve nereye gidiyor.. sonra doğa nedir kavramına da sanatçı açıklama getirmek, onu kendince dönüştürmek ve estetiğinin konusu yapabilmesi için de yakından tanımaya çalışması lazım…

Her gün yakından tanımak için doğanın içine çıkıyorum.. ağaçlara, binalara bakıyorum ve insanların yüzlerindeki yalnızlığı ve bu yalnızlığın sebeplerini öğrenmeye çalışıyorum.. birbirlerinden çekiniyor insanlar ve yalnızlık hissediyorlar…

İnsanlar daha çok mutlu olmak için yaşıyorlar.. bakıyorum hal ve tavırlarından o ortaya çıkıyor.. ya ağaçlar, kıyıda köşede, mezarlıklarda, parklarda ayakta ve ölene kadar tek bir noktada kalıyorlar…

Sokakları, caddeleri arşınlıyorum.. binalara, gökyüzü maviliği içinde dans eden bulutlara, bulutların soyut tablolar oluşturan gerçekliğine.. yine kuşlara, mavilikte yüzen kuşlara bakıyorum…

Herakleitos insanlardan nefret eden bir filozoftu.. halk için yığın, anlayışsızlar, diyordu.. yalnızlık belki onun en hoşlandığı şeydi.. ona göre dünyamız sonsuz canlı ateşten değişmeyle meydana gelmişti.. bunu nerden çıkarıyordu elbet kimse bilemez.. ama öyle yorumluyordu filozof…

Resimlerimde de ateş, kırmızılar ve sarılar var.. az da olsa var.. özellikle kırmızıyı ve sarıyı az da olsa kullanıyorum.. ateşi, ışığı yakalamak için.. o ateş, resmin içinde dinamik bir yapı kuruyor, resme canlılık ve hareketlilik kazandırıyor…

Binalara ve içinde yaşayan insanlara bakıyorum.. onları belki görmüyorum ama.. tek tip, monoton bir hayat sürdüklerini biliyorum.. telefonlarda geçirilen sörfler.. televizyon izlemek, filimlere bakmak ve telefonlarındaki oyunları takip etmek…






İlk yorum yapan siz olun