Nusret Karaca
Yıl 1918…
Dünya Savaşı’nın sonu.
İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ve başlayan işgaller…
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın hazırlık dönemi: Bölgesel direnişler, kongreler ve genelgeler…
Havza… Amasya…
Amasya Genelgesi’nin bazı maddeleri, aslında Sivas Kongresi’ne açık bir çağrıydı:
“Ulusal Kongre, Anadolu’nun her bakımdan güvenilir ili olan Sivas’ta toplanacaktır.”
“Sivas Kongresi’ne katılacak delegeler; her sancaktan üçer kişi olmak üzere Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetlerinin güvenini kazanmış kişiler arasından seçilecektir.”
“Bu durum ulusal bir sır olarak saklanacak ve delegeler kongreye gizli yollarla geleceklerdir.”
Amasya Genelgesi, Sivas Kongresi’nin demokratik ve ulusal niteliğini açıkça ortaya koyar.
Ve ardından gelen kongreler dönemi…
Edirne’de, Balıkesir’de, Alaşehir’de… Erzurum’da…
Ve nihayet Sivas’ta…
Bugün 4 Eylül. Sivas Kongresi’nin yıl dönümü. Tam 107 yıl önce bugün;
Manda ve himayenin kesinlikle kabul edilemeyeceği,
Tüm yararlı cemiyetlerin “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında tek bir çatı sinesinde toplanacağı kararı bu kongrede alındı.
Sivas Kongresi; amacı, toplanış biçimi ve aldığı kararlarıyla tam anlamıyla ulusal bir nitelik taşır. Engelleme çabalarına ve çıkarılan tüm zorluklara rağmen bu kongre, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın hazırlık dönemindeki en önemli basamaktır. Emperyalist güçlere karşı mücadele verip Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atanları bir kez daha şükranla ve rahmetle anıyorum.
Burada, İstanbul Kadıköy Lisesi’nde (eski Kadıköy Kız Lisesi) görev yapmış değerli okul müdürlerimizden Ahmet Figankaplan hocamın daha önce bana ilettiği ve bu günü taçlandıran çok özel bir yazısını paylaşmak istiyorum:
Sivas Kongresi’nin son günleriydi. Meşhur TIME dergisinin muharrirleri (yazarları) Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile mülakat yapmak için imkân aramış ve nihayet bulmuşlardı. Mülakatın sonuna doğru gazeteciler:
— “Paşam, bu kadar mücadele ediyorsunuz; çalışıyor, çabalıyor, büyük emek ve gayretler sarf ediyorsunuz. Bütün bunlara rağmen başarılı olamazsanız ne olacak?” diye sordular. Belli ki Paşa’yı anlayamamışlar ya da anlamak istememişlerdi.
O günlerde hemen herkes, “Ya ABD’nin ya da Britanya’nın koruyuculuğu altına sığınmalıyız. Zira tamamen yok olmaktansa, manda ve himaye altında hayatiyetimizi devam ettirmek daha evladır” diye düşünüyordu. Ancak Mustafa Kemal Paşa; yokluk ve yoksulluğun kol gezdiği, devam eden savaşlarla sıkıştırıldığımız Anadolu’da tam bir felaketin yaşandığı ortama rağmen, sessiz bir mucizenin, ezeli bir fecrin, nurlu bir sabahın gerçekleşeceğini biliyor gibi “Ya istiklal ya ölüm (izmihlal)” diyordu.
Gazetecilerin bu sorusu karşısında Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri ateş gibi parladı ve muharrirlere şu cevabı verdi:
— “Her şeyi yaptıktan, bütün tedbirleri aldıktan sonra başarısızlık gibi bir sonuç düşünülemez. Behemehal (ne olursa olsun) başaracağız.”
İşte; yüksek dehasının kudretinden ve büyük devletler kurma kabiliyetini tarih boyunca hep ispat etmiş olan Yüce Milleti’nin enerjisinden tamamen emin bir lider!.. İşte; vicdanını satmadan, idrakini kendi güçlü iradesinin kontrolünde tutan en manalı yücelik!..
4 Eylül’de, her karışı tarih ve kültür kokan “Sultan Şehir” güzel Sivasımızın bir mektebinde, kongreye gelebilen bir avuç vatansever arasında, akla ve kalbe ihtişamlı ilhamlar veren, çetin müzakereler ve titrek heyecanlarla dolu ateşli konuşmalar cereyan etmiş, tarihi kararlar alınmıştır.
Bu coşku ve bu kararlar, birçok kordan çıkan tek bir sıcaklık gibi, yakın geçmişimizden günümüze füsunlu menkıbeler taşıyan görkemli mektebin taş duvarlarında yankılanmış; bu ruhani manzara duvarların ötesine, bütün ülkeye ve dünyaya taşmıştır. Hüzünlü bir tevekkül içinde bekleyen Aziz Milletimize büyülü ve sıcak bir umut olmuştur.
Onun için 4 Eylül; ırmakları yara yara, dağları seke seke geçip yurdumuzu hep aydınlatacak sönmez bir ışık, fanilerin anlama sınırlarını aşan ölümsüz bir ruh olarak bütün zamanlar boyunca yaşayacaktır.
Mağrur şehrimiz Sivas’a, yiğit Sivaslı hemşehrilerime ve Büyük Milletimize kutlu olsun.
Ahmet Figankaplan
…..
Fotoğraflar:Derin Tarih,Kültür Portalı <Bu mesaj düzenlendi>






İlk yorum yapan siz olun