İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BİR YUVA, BİR HAFIZA: ÖĞRETMENEVLERİ VE YAŞATILMASI GEREKEN BİR KÜLTÜR

Nusret Karaca

Öğretmenevleri, bu ülkenin eğitimine, kültürüne ve geleceğine ömrünü vakfetmiş insanların yalnızca yorgunluk attığı, birer çay içip konakladığı binalar değildir. Onlar, anıların biriktiği, vefanın hissedildiği, edebiyatın, sanatın, bilimin ve mesleki dayanışmanın nefes aldığı birer kültür yuvasıdır.

Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış bu yapılar; Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a kadar her köşede eğitim neferlerini kucaklayan güvenli birer liman, Anadolu’nun ortak hafızasını taşıyan canlı birer kültür merkezidir.

Marmaris’in çam kokulu kıyılarından Alanya’nın sıcak sahillerine, Bodrum’un ve Datça’nın efsunlu Burgazada’nın çam kokulu atmosferine; Kapıdağ Yarımadası’nın incisi Erdek’in denizle kucaklaşan huzurlu köşe yazlarından İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nun tarihi dokusuna,Validebağ’ın dingin ortamına uzanan öğretmenevleri, geçmişi bugünle buluşturur. Bu mekanlar, yıllar boyunca bana ve pek çok meslektaşıma hem bir liman hem de ilham kaynağı oldu. Oralarda dinlenirken satırlara dökülen yazılar, yapılan sohbetler, öğretmenevi kavramının ne kadar geniş bir ruh taşıdığının en güzel kanıtıdır.

Buralar; sergilerle, imza günleriyle, söyleşilerle, şiir dinletileriyle, sanatsal ve kültürel etkinliklerle kucaklaştığı sürece gerçek kimliğini bulur. Kapısından sanatçı girer, yazar çıkar. Şairin mısrası, öğretmenin anısı aynı masada buluşur.

Bu ruhun Kadıköy’deki en zarif temsilcilerinden biri ise Kızıltoprak Fatma Şadiye Toptani Öğretmenevi ve onun bahçesinde zamana direnen tarihi ahşap köşktü. O köşkün gölgesinde, bahçesinde gerçekleşen nice etkinlikte yer aldım; o tarihi dokunun insanı edebiyatla, tarihle ve sanatla buluşturan tılsımını yakından yaşadım.

Yıllardır köşkün tadilat görmesi ve bu öğretmenevinin yeniden yaşatılması için çok yazılar yazdım. Çünkü burası sadece bir bina değildi. Buraya sanatçılar geldi, yazarlar geldi, şairler geldi. İmzalar atıldı, söyleşiler yapıldı, şiirler okundu. Kadıköy’ün entelektüel belleği bu bahçede büyüdü. Çevre halkı bu dingin mekanın adeta müdavimleri oldu.

Ne var ki, bir süredir kapılarına kilit vurulmuş olması, bu tarihi köşkün ve öğretmenevinin mahzun bir sessizliğe terk edilmesi, burayı bir “yuva” olarak gören herkesin yüreğinde derin bir burukluk yaratıyor.

Öğretmenevleri, dört duvardan ya da ticari bir işletmeden ibaret sayılamaz. Kızıltoprak’taki bu tarihi değerin, yuvamızın yeniden kapılarını açması; sadece bir binanın hizmete girmesi değil, öğretmenlerimizin hatıralarına gösterilecek en büyük vefa borcudur.

Bir toplumun geleceğini sessizce inşa eden öğretmenler, sadece sınıflarda değil, hayatın her anında hak ettikleri saygıyı ve konforu hissetmek isterler. İşte bu yüzden öğretmenevleri.

Umarız ki bu haklı çağrılar karşılık bulur; bahçesinde yine şiirlerin, yazıların ve dostça sohbetlerin yankılandığı o canlı günlere en kısa sürede yeniden kavuşulur. Çünkü bir köşk kapanırsa, bir hafıza kapanır.

KIZILTOPRAK FATMA ŞADİYE TOPTANİ ÖĞRETMENEVİ VE KÖŞKÜ TARİHÇESİ

Kadıköy’ün ve Kızıltoprak’ın en köklü mimari miraslarından biri olan Fatma Şadiye Toptani Köşkü, 19. yüzyılın ortalarında (kaynaklara göre 1845-1852 yılları arasında) inşa edilmiştir. İkinci derece tescilli tarihi eser statüsünde olan bu zarif ahşap yapı, Osmanlı’dan günümüze uzanan derin bir hafızayı barındırır.

Köşkün İlk Yılları ve Esat Toptani Paşa: İlk olarak Ali Şefik Paşa’dan Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Arnavutluk mebuslarından olan Esat Toptani Paşa tarafından satın alınmıştır. Esat Toptani Paşa, İstanbul’da Fatma Şadiye Hanım ile evlendikten sonra bu köşke taşınmış ve çift uzun yıllar burada birlikte yaşamıştır. Paşa’nın 1925 yılında Paris’te hayatını kaybetmesinin ardından, Fatma Şadiye Hanım bir süre daha köşkte yalnız yaşamaya devam etmiştir.

Öğretmenlere Vefa: Öğretmenlere karşı derin bir sevgi ve saygı besleyen hayırsever Fatma Şadiye Hanım, 1949 yılında dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay ile iletişime geçerek köşkü öğretmenlerin sosyal ihtiyaçları ve dinlenmeleri için bağışlama kararını bildirmiştir.

Köşk, 1960 yılında mülkiyeti Mal Müdürlüğü’nde kalmak şartıyla resmen öğretmenlerin kullanımına sunulmuş ve “Muallimler Dinlenme Yurdu” adını almıştır. Yapı, 1980 yılında Türkiye Emekli Öğretmenler Derneği Genel Merkezi’ne ev sahipliği yapmaya başlamış; 1992 yılında ise tam anlamıyla Öğretmenevi statüsüne kavuşarak eğitim camiasının sanatsal, kültürel ve sosyal buluşma noktası haline gelmiştir.

Uzun yıllar Kadıköy halkına ve eğitimcilere asırlık ağaçların gölgesinde bir nefes alanı olan tarihi köşk ve öğretmenevi, 2014 yılında restorasyon ve yenilenme gerekçesiyle faaliyetlerine son verilerek kapatılmıştır. Öğretmenevi geçtiğimiz yıllarda birkaç kez açılıp kapanmıştır.

2020 yılında tescilli yapının Sultan Selim Han-ı Kadim Vakfı’na devredilmesi ise eğitim dünyasında ve Kadıköylüler arasında buranın asıl kimliğiyle yaşatılması adına çeşitli çağrıların yapılmasına neden olmuştur.

Bugün yine kapıları kapalı olarak restorasyon sürecini bekleyen Fatma Şadiye Toptani Öğretmenevi sadece tarihi ahşap bir bina değil; öğretmenlerin, edebiyatın ve sanatın izlerini taşıyan canlı bir kültür mirası olarak yeniden açılacağı günü beklemekte.

Yazı: 06 Eylül 2026 Pazar ‎

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin