Ümit Gezgin
Tarihi mekanları düşünüyorum.. bir zamanlar yapılmış, yapılma gerekçeleri var ve kendilerine göre tarihleri ve kimlikleri, giderek de estetikleri var.. Haldun Taner Müze Evi’nin de böyle bir özelliği var.. 1901 tarihinde yapılmış bina.. çevredeki kimsenin haberi yok.. yanlarından geçenlerin de…

Her gün önünden geçiyorum bu binanın.. tam olarak ne binası olduğunu eskiden bilmiyorum.. sonra araştırınca anlıyorum ki yüz yıldan fazla bir zaman geçmiş üzerinden.. kimse de bilmiyor, merak de etmiyor işin tuhaf tarafı… İki katlı kagir, kırmızı tuğlalı bir yapı olarak görülüyor.. 2018 yılında restore edilerek Haldun Taner Müze Evi olarak tahsis ediliyor.. gezmiştim.. yazar Haldun Taner’in daktilosundan, kişisel eşyalarına kadar birçok şey var içinde… Geçmişin derinliklerine gidildiğinde Deli Fuat Paşa’nın satın aldığı geniş bahçenin müştemilatı olarak görülüyor burası.. Deli Fuat Paşa da burayı 1900 yılında satın alıyor.. bahçenin güvenliğini sağlayan bekçiler için yapılmış bina…
OSMANAĞA CAMİ
Osmanağa Cami’sinin yanından geçiyorum.. yine insanlar da öbek öbek yanından geçiyor, asırlık, belki asırları aşmış bir çınar ağacı var caminin bahçesinde.. caminin tarihi Sultan IV. Mehmet dönemine uzanıyor.. 1612 yılına.. günümüzden en az dört yüz yıl önceye gidiyor.. belki ağacın tarihi de o kadar eskidir, tam bilmiyorum…

Kadıköy’ün önemli devlet adamlarından biri Osman Ağa.. cami taş ve tuğla karışımı yapılmış.. gelenler gidenler, camiye girenler, bahçesinde serinlemek isteyenler, kapısında dilenenler, su satanlar, tartıcılar var…
TARİHİ ÇEŞME
Tarihi çeşmenin önündeydim.. çukurda kalmıştı, tarihi hamamın yanındaki çeşme ve kitabesi de tam okunmuyordu.. oysa yol ona göre ayarlanması ve çeşme de tüm tarihi özelliği ve görkemiyle ortaya çıkması gerekiyordu.. insanlar tarihleriyle bağlantı kurdukları oranda kişiliklerinden emin olurlar ve böylece yabancılaşmazlar kendilerine ve mutlu olurlar…

Çukurda kalması ilgi ve alakayı olumsuz etkiliyordu.. yoldan geçenler için önemli bu.. çeşme eklemelerle tarihi özelliğini yitirmeye başlamış, kötü restarosyonlar geçirmiş çünkü.. bu da onun özelliğini belli ölçüde bozmuş, değiştirmiş görünüyor…
ÇARŞININ İÇİNDEKİ TARİHİ KİLİSE
Çarşının içine girdim.. çarşı içinde çeşitli dükkanlar vardı.. tarihi kilise de karşımda duruyordu ve heykel olarak yapılmış, ama heykelle alakası olmayan oturakların üstünde insanlar dinlenmek için oturuyorlardı.. gökyüzünde yoğun bulutlar vardı.. yağmur yağacak mı yağmayacak mı.. bunları düşünürken, aynı zamanda Refik Halit Karay‘ın anlatımının kuşatıcı olduğunu, görüntünün ötesine geçen bir yorum zenginliğini ihtiva ettiğini görüyordum okudukça onu…

Ortada Surp Takavor Kilisesi vardı ve önünde oturan insanlar ona tarihi bir eser olarak bakıyordu.. burası Ermeni cemaatinin ibadet yeri olarak görünüyor.. kilise 1722’de yapılıyor.. kilise daha sonra Patrik Apraham I. zamanında Harutyun Amira Noradungyan‘ın tarafından yeniden inşa ediliyor, yani 1814 yılında… Kilise yangınlar ve depremler görüyor.. daha sonra tekrar 1858’de yeniden inşa ediliyor ve Surp Takavor ismi alıyor…






İlk yorum yapan siz olun