Ümit Gezgin
Marketten alış veriş yapmıştı kadın.. eve doğru gidiyordu, şemsiyesini açmıştı.. şemsiye ona ait değildi, çalıştığı evindi şemsiye.. Ortaasya’dan gelmişti buraya, bu semte.. ayda elli bin liraya yaşlı bir karı kocaya bakıyordu.. alış verişi yapıyor ve yemek yapıyor, evi çekip çeviriyordu…

Alış veriş yapmış şimdi Feneryolu’ndaki eve gidiyor.. biriktirdiği paraları da memleketine gönderiyordu.. orada, köyünde üç katlı bir apartman yapma işine de girişmişti.. onun için her ay para gönderiyordu…

Ben de Feneryolu sitesine bakarak ilerliyor, kadına, yağmura, Potlaç Kafe’nin içinde çay içen yaşlılara, saksıdaki çiçeklere ve yaşlanıp, kırılmış ağaçın kalın dallarına bakıyordum… Yola sonra, upuzun uzanan ve sonsuza gider gibi giden ıslak ve yağmurlu yola baktım.. densiz sürücülerin kullandığı araçlar gidip geliyordu yollarda… Bulutlar aşağıya inmişti.. derinlik içinden yürüdüm, sonra otobüse bindim, yoğun ve gri bir kalabalık içindeydim.. yeşilliklerin oraya doğru ilerledim…

Hafiften bir güneş çıkmıştı kaldırımlara.. insanlar da alışkanlıklarına doğru yürüyordu ve hepsi aynı şekilde düşünüyor ve davranıyordu.. farklılıkları hazzetmeyen insan toplulukları olarak yaşıyorlardı.. gölgeler uzamıştı kaldırımlarda ve bulutların üstünde de martılar vardı…

Kadıköy’e indim, sahile yakın yerdeydim.. insanlar kalabalıklara doğru yürüyordu.. ışıklar yanmaya başlamış, ağaçlar yapraklarını hızlıca döküyordu.. gökyüzü karanlıklara gömülecekti biraz sonra.. oturacak yer, yiyecek lokanta arıyordu insanlar…


Niçin yürüdüklerini bile bilmiyordu insanlar.. kafalarındaki hedeflere doğru yürüyorlardı.. alışkanlıkları ve anıları vardı.. anılarına dayanarak yaşıyordu insanlar.. geçmiş, geçmiş onlar için önemliydi.. bütün değerleri de geçmişlerinden ibaretti bu insanların.. insan olmanın değeri belki anılarında saklıydı… Parlak, renkli ışıklar köşe başlarında.. tarihi binalar somurtuk yüzlerini geride bırakmıştı.. ben yürüyordum insanların arasından ileriye doğru…



Haldun Taner Binası yenileniyordu.. dahası yıkılıyor ve yeniden yapılıyordu.. gökyüzü kararmaya başlamıştı.. arabalar vızır vızır bozuk caddelerde.. sonra densiz ve karmaşık haldeydi her şey… Sarı, kahverengi ve elma çürüğü renk egemendi her yere… Otobüs durağına doğru giderken insanlar da evlerine gidiyorlardı.. gençler de içerilere, kafelere, barlara yöneliyorlardı.. gökyüzü koyu maviye dönüşmeye başlamıştı… Nostaljik tramvay ağır ağır yaklaşıyordu bana doğru.. durakta da bir sürü insan, Moda’ya doğru gitmek için onu bekliyorlardı…






İlk yorum yapan siz olun