İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Parkta ağaç gölgeleri arasında yürüyordum…

Ümit Gezgin

Parkın içine girdim.. sadece ağaçların değil, çöp bidonlarının, direklerin de gölgeleri uzamıştı.. gökyüzü maviydi ve bazı banklarda oturan insanlar vardı.. kadınlar, erkekler…

Bir de ilerde yaşlıca biri üstünü çıkarmış, kayalıklara da portatif sandalyesini koymuş güneşleniyordu.. geçerken merhaba dedim, o da karşılık verdi.. son güneşli günler dedim.. yok yok dedi.. daha var…

İlerledim ve bir kahve içeyim, köpeklerini dolaştıranlara da bakarım, sonra resim de çizerim, dedim.. deniz kenarındaki kafe doluydu.. vazgeçtim..çöpleri kurcalayan kargalara baktım bir süre.. ilerledim ve denizin içindeki büyük, kırmızı tankere de baktım.. sessiz sakin duruyordu…

Küçüktü ağaçlar ve gölgeleri de kısaydı.. parlıyordu çimenlerin belli bölgeleri.. çünkü güneş tam gökyüzüne yükselmemişti daha.. öğleye bile gelmemiş, sabahın onu civarıydı daha.. kediler saklandıkları yerden çıkmışlardı, dolaşıyorlardı.. yavru kediler vardı ve mama almıştım marketten, hem kedilere hem de karga ve martılara veriyordum mamaları, onlar da koştur koştur sevinçle geliyorlardı mamaların yanına…

Uzanayım şu sık yeşil çimenlere, dedim içimden.. yürüyordum çimenlerin üzerinden denize doğru.. büyük kayaların oraya.. orada martılar ve kediler vardı.. gökyüzü parlak mavi ve sakindi her yer.. ağaçların dallarında bakıyordum kargalar vardı kanatlarını temizliyorlardı.. bir karga da gagasında büyük bir ceviz, oyun oynuyordu…

Türlü ağaçlar vardı.. uzaklarda Moda iskelesi görülüyordu beyaz beyaz.. oralarda ayrıca apartmanlar da beyaz görünüyordu.. sonra yeşillikler, ağaçlar, küçük parkların ağaçları.. sahilde sabah koşusuna çıkmış insanlar vardı.. daha çok gençti bunlar.. sayıları da son zamanlarda baya artmıştı…

Koşu parkuru da vardı ve kahverengi yumuşak toprakta koşu başka şekilde oluyordu.. rahat ayakkabılarla burada, yani toprak zeminde koşmak, beton zeminde koşmaktan daha bi mutluluk veriyordu insana.. ben yürürken bile daha huzurlu hissettiğime göre kendimi.. koşuyu düşünemiyorum, bir de gençsen.. aynı zamanda gençler birbirlerine hava da atıyorlardı…

Körfezin ucunda, kayalıkların orda durmuş, deniz içindeki platforma ve teknelere bakıyordum.. evet, uzaklarda Moda iskelesi ve sisler ardında kaybolmuş arkalardaki İstanbul silüeti.. adalara gitmeyi düşünüyordum.. özellikle her zaman gittiğim ve dolaştığım Heybeliada’ya.. orada çünkü Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi yaşamıştı ve sanatsal üretimlerini de orada sürdürmüşlerdi…

Martılar, kargalar çer çöp içinde, yeşillikler içinde dolaşıyorlardı.. niye meyve ağaçları yoktu parkta diye de düşünüyordum.. evet, meyve ağaçları olsa hayvanlar da aç kalmazlar ve fakir fukara da gelir meyve toplar ve onlar da nemalanırlardı, diye düşünüyordum…

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin