Ümit Gezgin
Heybeliada’ya doğru yaklaşıyorduk deniz motoruyla.. motor kalabalıktı, her yer doluydu ve resimsel görüntüler için dışarıya çıktım ve adayı da karşımda gördüm.. motor Heybeliada’dan sonra Büyükada’ya gidecekti ve ben bu adada inecektim…

Adaya indim, kızlar sahilde volta atıyor, hava da atıyorlardı aynı zamanda.. sıcaktı, bol güneş vardı.. kollar çıplaktı ve ben ceket giymiştim.. parke taşlarının bazıları kırık döküktü ve tam yapışmamış olanlar da vardı ve içi kirli su doluydu…

Bisikletle dolaşanlar, yürüyenler, yürürken konuşanlar, çevreyi gözleyenler, oturacak bir yer arayanlar.. motorların iskelesinde bekleşenler, büyük, beyaz vapuru gözleyenler de vardı…

Tepeleri görünüyordu adanın uzaklardan.. çocuklar da oynuyordu sahil şeridinde.. arabalar yoktu çünkü, rahattı çocuklar.. güneş güzel, hava ılık ve ağaçlar bol yeşillikli.. daha ne olacaktı ki.. bir de dalgalar, deniz kokusu.. sahilde oturmuş gelip geçene bakanlar da vardı…


Güneş parladıkça parlıyordu.. akşam alacası belirecekti bir zaman sonra.. akşamın beşine gelmişti zaman.. insanların, eşyaların gölgeleri de uzadıkça uzamıştı…Orda tarihi bir de kilise vardı, sahile yakındı ve gidip gelenleri de gölgeleriyle birlikte görüyordum…


Ara sokaklara baktım.. hızlı hızlı yürüyenler, turist olarak etrafa dikkatle ve merakla bakanlar vardı.. ben de gölgelere bakarak fotoğraf çekiyor ve yürüyordum… Gölgeler de uzuyor da uzuyordu.. baktım, güzel gölgeler vardı.. estetik ve çarpıcı görünüyordu güneş altında…

Daha çok bisiklet kullanılıyordu adada.. baktım herkesin elinde bisiklet.. adayı turlayanlar, deniz kenarına gidenler, ormana dalanlar ve tepelere tırmananlar… Ne de çok bisiklet var bu adada, dedim içimden.. gerçekten de çok fazla bisiklet vardı.. araç olmaktansa bisiklet olması hem güzel hem de sağlıklıydı…






İlk yorum yapan siz olun