İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gezgin “günlük”…

Ümit Gezgin

19 Ocak 2024, Cuma

Gezgin bir günlük tutuyorum.. bakıyorum da aslında eskiden beri günlük tutan bir insanmışım… Yıllar yılı Oktay Akbal’ın, Salah Birsel’in Muzaffer Buyrukçu’nun günlükleriyle kendimi geliştirdim… Van Gogh’un yazılarıyla ve Gauguin’in yazdıklarıyla kendi sanatımı, edebiyata bakışımı, yazmanın ve yazarlığın ne anlama geldiğini daha iyi anladım…

Soyadım adeta kaderim oldu.. gezmek, görmek, fotoğraf çekmek ve resim çizmek.. olmadı oturduğum yerlerde not defterime okuduğum kitaplardan, gözlemlerimden, düşüncelerimden veya çizdiğim, çizmek istediğim yerlerden ve şeylerden notlar yazarım… Mekanlar, sokaklar, kaldırımlar, ağaçlar ve bütün bu perspektif içinde yürüyen, dolaşan, telefonuna bakan insanlar hep ilgi sahama girer…

Hep aynı güzergahlardan yürüyorum.. ama aynı yerleri görmüyorum.. farklı yerler, farklı biçimler varmış gibi geliyor bana.. ilerdeki otel, ortada duran Sadun Boro heykeli.. arkadaki restorasyondaki tarihi küçük kilise… Bir zamanlar deniz buralara kadar gelirmiş.. sonra marina için kıyıları doldurmuşlar… Kalamış sahile indim.. Moda burnunu görüyorum ve Moda İskelesi’nin beyazlığını da görüyorum.. ağaçları, apartmanları görüyorum.. Civanyan’ın resimlerinde Moda burnunda doğru düzgün ev yok.. her taraf yeşilliklerle kaplı.. sonra sonra oralara da hücumlar başlamış ve yer gök bina ve apartman dolmuş… Kurbağalıdere’nin orda köşkleri görüyorum yürürken.. eski yeni köşkler var.. ağaçlar uzamış da uzamış, köşklerin boylarını geçmiş.. bakıyor, fotoğraflarını çekiyor, olmadı resimlerini çiziyorum… Bazen yürürken dere boyunda resimler çiziyorum beyaz kağıda…

Gittim, köprüye kadar gittim.. güzelim korkulukları, güzel demirlerden örülmüş askılıkları vardı köprünün ve dere boyunun… Onları söktüler, berbat, sıradan demirden korkuluklar yaptılar köprüye.. uyduruktan müzik notası işaretleri koydular… Yetmedi, köprünün ortasına bir de otobüs durağı kondurdular… Köprüden de dere boyundan da yürüyor, gidiyorum ama.. herhangi bir estetik kaygı duymadan ve görmeden… Estetik, güzelliğe yönelik bir kaygısı, sevgisi ve bilgisi yok bu insanların.. bunları yapan belediye elemanlarının.. yöneticisinden, mühendisine ve çalışanına kadar, kimsenin umrunda değil anlaşılan estetik olan, güzel, uyumlu olan… Öyle hayda!.. bir iş yapıp gidiyorlar… Maksat iş yapılmış olsun… Güzel mi oldu, çirkin mi oldu.. umurlarında değil… Eleştiri filen de umurlarında değil zaten… O kadar yazıyor, çiziyoruz.. yaprak kıpırdamıyor… Altıyol’un ordaki park, hemen kilisenin önündeki.. ışıkları yanmıyor.. karanlıklar içinde… Belediye’ye Tuğrul arkadaşımız kaç defa telefon ettiği halde. hiçbir işlem yapmadılar.. lambaları yakmadılar… Yine öyle koyu karanlık içinde park… Tinercisi, içkicisi.. her türlü iş çeviren orada yuvalanıyor… Ara sokaklardan şimdi.. yukarı, Bahariye Caddesi’ne çıkıyorum…

Bahariye Caddesi’nin bol güneşli atmosferi içinde yürürken, insanların da hızlıca gelip geçtiği, yorulunca kafelere oturduğunu görüyorum…Renkli büyük bilyeler cadde boyunca, tramvay hattı boyunca dizilmiş… Tek tük de ağaçlar var cadde üstünde.. kafeler ağırlıkta.. mağazalar.. iş yerleri… Gençler için podyum hüviyeti görüyor cadde… İstiklal Caddesi nasıl kozmopolit olup yok olduysa.. bu cadde de neşeli ve şirin varlığını koruyup, geliştirerek, varlığını başka boyuta taşıyordu…İnci Pastanesi’ni geçerek ilerliyorum Moda İlkokulu’na doğru.. orda da bir meydan var ve modern bir heykel kondurulmuş.. banklara da türlü türlü insanlar oturuyorlar.. gencinden yaşlısına kadar.. çocuklar meydana konan güvercinlerin peşinden koşuyor… Motorlar var, güneş parça parça vurmuş caddeye.. insanlar yürüyor gidiyor, bakıyor geçiyor.. gökyüzü tek tük bulutlu ve kışın ortasında olmamıza rağmen hava ılık… Köpekleriyle dolaşanlar var.. sokak köpekleri var.. kediler bir köşede akıllı akıllı bekliyor ve çevreyi izliyorlar… Bir işporta el arabası gördüm.. caddenin ortasına park etmiş.. üstünde tablolar var.. eski eşyalar var.. gelenler geçenler merakla bakıyorlar tablolara.. keza yine eski kitaplar var… Geri dönüp Altıyol’a, Boğa heykelinin oralara gidiyorum.. oradan da okula gideceğim yürüye yürüye.. yürümekten hoşlanıyorum ve gezgin varlığım hep yürümekten yana zaten…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin