İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Anılara Yolculuk” Güzelliği Diriltmek Anlamlarına Gelir…

Ümit Gezgin

Anılarımız bizim varlığımızdır.. anılar olmadan geleceğimiz de, varlığımız ve yaşamımız da olmaz.. bizi hayvanlardan ayıran şey anılara sahip olmamız ve anılar biriktirmemizdir…

Anılarımız bizi var eden değerlerimiz.. çocukluğumu hatırlıyorum.. kah anlatıyorlar bana kah Biga’da geçen çocukluğumu, karlı zamanların Biga’sındaki kızaklarla Hükümet Meydanı’nın oradaki tarihi caminin oralara karda kayarak inerek eğleniyorduk… Yine Biga’nın hemen yanından akan, Karabiga’da denize dökülen Kocabaş Çayı’nda ilk yüzme denemelerini yaptığımı hatırlıyorum…

Biga güzel bir kasabaydı bir zamanlar.. özellikle bir elli yıl önce, benim beş-on yaşlarında bulunduğum zaman diliminde yemyeşil bir dünyası vardı.. Kocabaş Çayı şırıl şırıl gür bir şekilde akar giderdi.. toplandığı sazlıkları vardı.. yeşillikleri çevresinde geniş ve gürdü… Şimdilerde gidin ne çay kaldı, ne yeşillikler ve sazlıklar.. kuruyup gitti koca çay.. yağışlı havalarda biraz gürleşiyor.. diğer zamanlarda varlığından bile haberdar olmak zor…

Boş caddelere, yollara çıktığımda da anladım anıların ne kadar önemli olduğunu ve bir de her şeyin geçmişe doğru evrildiğini.. belli bir süresi olduğunu ve süre dolumu yaşandıktan sonra da her şeyin ortalıktan çekildiğini…Tenha sokaklarda, çiçekli bahçelerin kenarlarında yürüyor gibi.. marinanın ordan yürüyordum.. bir yere oturacak ve kitap okuyup, resim çizecek.. anılara dalarak, anılarda kendimi arayacaktım.. zaman ne zaman geçmiş ve bizler yaşlanmıştık… Eski nostaljik filimleri gençken de severdim ama.. şu zamanlarda daha fazla sevmeye ve Ediz Hun’lu, Ayhan Işık’lı Hulya Koçyiğit’li, Belgin Doruk’lu filimleri dönüp dönüp izliyorum… Oradaki konuşmalar, mekanlar, giyimler, sokaklar ve İstanbul çok farklı.. şimdilerin sokakları, caddeleri, deniz kenarları parkları ve bahçeleri yok… Arabaları da yok… Günümüz otomobillerinin zevksizliği beni mutlu etmiyor… Eski, nostaljik otomobiller ne kadar güzelmiş.. bizde de vardı bu nostaljik otomobillerden yıllar önce…

Deniz kenarına geldim.. evet, deniz kenarı burası.. marina diyorlar.. işgale uğramış.. zenginlerin tekneleri kaplamış deniz yüzeyini.. denizpark’a çevirmişler buraları ve denizi göremediğimiz gibi, kenarına da ulaşamıyoruz.. nasıl olmuşsa herkesin olan deniz, özelleşmiş, ticari, kişisel bir çıkar aracına dönüşmüş… Burada, sahilde, kenarda resim çizmeme bile izin vermiyorlar… Yassak!, diyorlar.. Yassak!.. Ne günlere geldik, ne günlerde kaldık.. bizler için bile artık bu günler yaşanmaz oldu.. nostaljik ve sanatsal, giderek şiirsel bir şey kalmadı… Yüzeysel ve kuru oldu her şey…

Herkesin anıları peyder pey oluşuyor.. istemesen bile anılar birikiyor geride.. birikiyor ve yeni nesillere anlatıyorsun sonra bu kişisel anıları.. geçmişin güzel ve anlatılır günleri seni ölene kadar takip ediyor… Ben de anıları takip ediyorum.. zaten yazmak demek, anıları takip etmek demek de biraz… Anılar olmadan yazmanın olabilmesine imkan yok… Ağaçlara, denize, marina içinde, denizi işgal edip kurutmuş teknelere bakarak, içimden resim çizme isteği gelmeden ilerliyorum… Gökyüzünde bulutlar toplanmış, ağlayacak gibi duruyorlar.. sanki birazdan yağmur damlaları hızlıca aşağıya doğru boşalacak gibi duruyor.. ama yok.. yağmur yok… Gençler her tarafı bugün maç olduğu için işgal etmiş gibi… İçimdeki anınları dinliyorum ve yazmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha iyi anlıyorum böylece…

Yine sabahın erken saatlerinde yola çıkarak Fenerbahçe Parkı’na doğru ilerlerken, hep aklımda resim çizme isteği canlanıyordu.. çevremdeki görüntülere, heyecan uyandıracağını düşündüğüm perspektif derinliklerine bakıyor.. ama bir türlü ilhamı hissedemiyordum… Her şeyde bir bozukluk, derme çatmalık.. insanlarda bir cehalet ve vurdumduymazlık sezinliyor.. bu da beni rahatsız ederek.. beni resimden, okumaktan ve yazmaktan soğutuyordu… Cahillerin saltanatı egemendi her tarafa.. kimsenin elinde kitap görmüyordum.. sanatla, kültürle ilgilenen insanlar yok denecek kadar azdı…

Yüzlerce binlerce tekne var bu tekne park alanlarında… Güneş bir görünüyor bulatların arasında parlıyor ve sıcaklığıyla yeryüzünü iyisinden ısıtıyor.. kuşlar gevşiyor ve çimenlerin yeşillikleri soluyor… Yürüyordum sahile doğru.. teknelerin direkleri orduların mızrakları gibi duruyor… Durgun bir göl gibi deniz burda ve gökyüzünde bulutlar da yok fazla…

Perspektife bakıyorum.. derinlik duygusu resim çizme heyecanı da veriyor bana.. yürürken bir iki çizgi atıyorum yanımda taşıdığım resim defterlerine… Uzaklarda ağaçları görüyorum.. marina içindeki tekneleri.. yine ilerde sol tarafta kafeler, restaurantlar var.. sabah kahvaltısına gelmiş insanlar var.. çok genç ve uğultuları ta buralara kadar geliyor…

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

SANAT TASARIM GAZETESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin