İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

​Yağmurlu Bir Gün ve…​”Pirandello’dan: ÜÇ KISA OYUN”

​Nusret Karaca

​09 Şubat 2026 Pazartesi
Akşam üzeri
​Yine yağmur ve yine bir kültür-sanat etkinliği için yoldayım…Ve yine aynı yerde kısa bir mola. Feneryolu’nda Potlaç Kadın Kooperatifi’nin işlettiği Potlaç Kafe’deyim.
​Kitapların olduğu böyle mekânlarda raflar arasında yolculuğa çıkmak ne güzel! Bende bu yolculuklar sıklaştı, artık bir alışkanlık oldu. Yine öyle yapıyorum; bir çay içimi ne kadar beslenebilirsek…


​İngiliz filozof, bilim insanı ve devlet adamı Francis Bacon; “Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar. Yazmak ise olgunlaştırır,” der. Burada birkaç dostla söyleşmek, birkaç satır okumak, kısa notlar alıp paylaşmak yukarıdaki söze uyuyor mu bilemem.
​Elim, özellikle oyun yazarı olarak tanınan, ayrıca roman ve kısa hikâyeleri de bulunan 1934 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Luigi Pirandello’nun bir kitabına uzanıyor. Yine Cumhuriyet Yayınları “Dünya Klasikleri” dizisinden: “ÜÇ KISA OYUN” (Egemen Berköz’ün çevirisiyle).
​Ben de yavaş yavaş sayfaları çevirmeye başlıyorum… Zaman geçiyor… Çayım soğumuş… Dışarıda yağmur sürüyor. Bu arada sevgili İlter Varinlioğlu’nun objektifine giriyorum aniden. Kitabı aldığım yere bırakıyorum. Okuduklarım ve araştırdıklarımdan aldığım kısa notları, kalıcı olması için yazıya dökmeden olmazdı. Ben de öyle yapıyorum.

​AĞZI ÇİÇEKLİ ADAM (L’uomo dal fiore in bocca)
​Kitabın genellikle en çok bilinen ve en sarsıcı oyunu olduğunu biliyorum. Bir tren istasyonunda, gece vakti trenini kaçırmış bir “yolcu” ile gizemli bir “yabancı” arasındaki diyaloğu konu alıyor. Hayatın sıradan detaylarına (bir dükkâncının paket yapış şekli gibi) saplantılı derecede hayranlık duyan bir adam, aslında ölümcül bir hastalığa (epitelyoma) yakalanmıştır. Ölümün kıyısındaki bir insanın, yaşamın en önemsiz anlarına tutunarak hayata veda edişindeki hüzünlü felsefesi gözler önüne sergileniyor.
Saf ve derin bir varoluşsal hesaplaşma.
​Oyunda sadece iki ana karakter var.
Bir de sessiz karakter olarak
Siyahlar Giymiş Kadın.
Ağzı Çiçekli Adam’ın karısı.
Oyunda aktif bir diyaloğu yok.

​APTAL (L’imbecille)
​Luigi Pirandello’nun bu oyunu ise tek perdelik bir trajikomedi. Diğer eserlerinde olduğu gibi burada da maskeler, toplumsal ikiyüzlülük ve yaşamın ironisi merkezde. Oyun, taşradaki bir gazete idaresinde geçiyor. Kasabanın siyasi atmosferi oldukça gergindir. Başkahraman Luca Fazio, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenmiş ve hayattan ümidini kesmiş bir gençtir.
​Aynı dönemde, siyasi bir rakibi tarafından aşağılanan ve “aptal” damgası yiyen başka bir genç intihar eder. Gazetenin sahibi olan ve siyasi emelleri uğruna her şeyi mübah gören Guido Mazzarini, bu intiharı korkakça bir eylem olarak nitelendirir. Luca Fazio ile Mazzarini arasındaki yüzleşme burada başlar. Luca, Mazzarini’nin ikiyüzlülüğünü suratına vurur. Sonunda “aptal” olarak nitelendirilenlerin mi, yoksa hırsları peşinde koşan “akıllı” geçinenlerin mi daha zavallı olduğu sorgulanıyor.

​SİCİLYA TURUNÇLARI (Lumie di Sicilia)
​Sicilyalı mütevazı bir bando çalgıcısı olan Micuccio Bonavino’nun etrafında döner. Micuccio, çocukluk aşkı Teresina’nın ünlü bir soprano olması için tüm varlığını harcamıştır. Yıllar sonra onu görmeye gittiğinde, yanında memleketi Sicilya’nın saflığını simgeleyen taze turunçlar götürür. Ancak karşısında eski saf köylü kızını değil, lüks içinde yaşayan ve geçmişini unutan “Sina Marnis”i bulur. Micuccio, hatıralarının yok olduğunu anlar; turunçları Teresina’ya değil, hâlâ eski değerlerini koruyan annesi Marta’ya bırakıp sessizce ayrılır.

Evet!
​”Yazmak küçük bir alana dünyayı sığdırmak gibi bir şey,” derim yeri geldiğinde. Bugün ne kadar yazdım, nereye sığdırdım bilemem. Yalnız bildiğim şu ki: “Yazmak her gün yeniden doğmak gibi.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir