Ümit Gezgin
Işık ortada bir yerdeydi.. yürürken onu farkediyordum.. bir sanattı bu da.. sanatın ne olduğunu sorguluyordum kendime.. özellikle bu postmodern çağda.. sanatın inkar edildiği dönem.. aslında sanat belki de hiç olmadı.. sanat belki de sadece bir tasarımdan ibaretti.. tasarım faydalı olan şeyin adıydı…

Güzelliği aşan ve hatta çirkinliğin bile sanat olduğu bir zaman diliminde yaşamıyor muyuz.. disiplinlerarası çalışmalar.. farklı alanlardan gelen insanların sanatçı kabul edilmesi.. klasik resim yapmanın artık çöpe atıldığı ve eserin, resmin, çalışmanın mutlaka düşünce de barındırması…

Gerçeklik nedir? sürekli değişen bir şey değil mi gerçeklik.. sonra bazıları, özellikle sıradan insanlar için görüntüdür gerçeklik.. onun dışında bir şeyi algılayamaz.. somut düşünür.. gözünün önünde olmasını ister.. oysa gerçeklik dediğimiz şeyin görecelik taşıdığını ve görüntünün de aslında sürekli değiştiğini farkedemez.. an be an değişir görüntü.. güneşli havalardaki görüntü ile, yağmurlu, karlı havalardaki görüntü birbirinden farklıdır…

Fotoğraf bile nesnel değil.. sürekli fotoğraf çektiğim için biliyorum ki.. bir saat geçmeden görüntü değişiyor.. gerçeklik de değişiyor mu.. o başka mesele.. ama insanların çoğu kanıksadıkları gerçekliğe, yani hayale göre yaşadıkları için, aslında görüntünün bile farkında olmadan yaşıyorlar.. çevrenin ne anlama geldiğinin bilincinde değildir insanlar…

Acaba görüntü ve gerçeklik farklı mı.. sonra herkes aynı şekilde görmüyordu ki.. hayvanlar farklı gördüğü gibi, her insan da farklı görüyordu.. çocuğun gördüğüyle yaşlının gördüğü bir mi.. hasta biriyle sağlıklı birinin gördüğü.. demek ki görüntü de değişiyor insana göre.. o zaman aslında görüntü de görece.. her kişi kendine göre bir gerçekliği algılıyor, ancak kendi dünyası sınırları içinde yaşıyor ve ölüyor.. kimse de ona ulaşamıyor.. algılarına, ruhuna, onun gerçekliğine…

Bulutlara bakarak yürüyordum.. martıları görüyordum gökyüzünde.. sonra arabalarını park etmiş ve parka gitmiş aileler görüyordum.. çocuklar çimenlerde neşeli haykırışlarla koşuyor, köpekler de onların arkasında.. kızlar hava atmak için köpek gezdiriyor, erkekler de çaktırmadan onları izliyorlardı.. kargalar bağrışlarla atılan ekmekleri gagalıyor, körfez suyu da kabarıyor, rüzgarı arkasına alarak Kurbağalıdere’ye doğru hareketleniyordu…






İlk yorum yapan siz olun