Ümit Gezgin
Kaldırımlar niçin var ve ne işe yarıyorlar.. ağır adımlarla birbirinden farklı şekillerde oluşturulmuş kaldırımlarda yürüyorum.. insanlar, hayvanlar, çürümüş yapraklar.. kıyıda köşede eski zamanlardan kalma ağaçlar budanmış ilkbaharın gelmesini bekliyorlardı.. ben de resim ilhamımın gelmesini bekliyordum…

İlham bazen yolda yürürken gelirdi ve o zaman uygun bir yerde durur, çantamdaki resim kağıtlarından birini çıkarır ve çizmeye başlardım.. asırlık ağacı da görünce öyle bir ilhama kapıldım.. duvarlar vardı, alçak duvarlar ve kuaför dükkanı.. her zaman dolu kuaför salonu.. burası ünlü ve tanınmış bir yerdi anlaşılan.. diğer kuaför dükkanları bu kadar ağzına kadar dolu dolu olmuyordu…

Adım atıyordum.. insanlara, insan olmayan yerde eski yeni binalara bakıyordum.. ağaçlar kah kaldırım kenarında yükselmiş kah apartmanların önünde.. asırlık ağaçlar vardı.. bazı ağaçlar, yeni yapılan parklarda yeni bitmişti.. dalları uzamış, gövdeleri cılız kalmış, yaprakları dökülmüştü.. köpek gezdiren kızlar erkekler ve yaşlılar vardı.. herhalde bunlar da çocuklarının, olmadı torunlarının köpeklerini gezdiriyorlardır, diye düşündüm içimden.. bu binalarda nice yaşlı ve hasta insanlar da yaşıyorlar ve onları da güneşli havalarda ellerinde bastonları, yanlarında Ortaasya’lı bakıcıları oturacakları kafelere, pastanelere doğru götürüyorlar.. orada birer kahve içip keyiflerine bakacaklardı…

Ağaçlar gökyüzüne yükseliyor, sabah mahmurluğu içinde Afrika çöllerinden gelmiş papağanlar cazgır bir şekilde ötüp duruyorlardı.. kargalar, martılar suskundu.. dikkatlice dallara bakıyordum.. papağanların ötüşleri onları suskun kılmış, birbirlerine bakar olmuşlardı.. kaldırımlarda yürüyen, arabalarıyla bir yerlere giden insanlar da camlarını açıp bu kuşlara bakıyorlardı.. bazı arabalar da Fenerbahçe sapağından içeriye giriyor, kahvaltı yapmak için kendilerine uygun bir yer arıyorlardı.. bazıları da Fenerbahçe Parkı’na gidip, oradaki banklarda ailecek kahvaltı yapmak istiyorlardı.. güneşli bir Şubat gününe hazırlanıyordu çevre…

Sessiz ve sakin bir ortam vardı.. dur levhası vardı, ağaçlar ve sağlı sollu binalar.. bazıları eski bazıları yeni bina.. eski olanlar da yıkılmayı bekliyor.. kimsenin dikkatini çekmeyen bir şey de.. orda burda var olan telefon yansıtıcıları, yani baz istasyonları.. bunlar insan sağlığına da zararlı ama, bu teknolojik, manyetik yansıtıcılar insanlara aşırı zarar da vermekteydi.. bu zararlı şeyler şehrin her yerine kamufle bir şekilde yerleştirilmişti…

Renkli mantarlı küçük süs havuzunun çevresinde de türlü bitkiler, küçük ağaççıklar var.. köpekler buraya tuvaletlerini yapıyor.. köpek sahiplerinin bazıları bu tuvaletlerini toplayıp çöpe atıyor, çoğu da olduğu yerde bırakıyor.. olacak şey değil.. ama maalesef dışkıları hayvanların orda burda pislik yaratmaktan başka bir işe yaramıyor… Aval aval birbirlerine çaktırmadan bakıyor insanlar.. sonra yanlarından birbirlerine selam vermeden geçiyorlar.. birbirinden nefret mi ediyor bu insanlar, diyorum içimden.. yoksa seviyorlar mı.. öyle olsa, aynı mahallede yaşayan bu insanlar sürekli birbirlerine selam verirlerdi.. oysa vermiyorlar ve birbirlerinin suratına bakmadan geçiyorlar yanlarından…






İlk yorum yapan siz olun