Ümit Gezgin
Yağmurlu bir gündü ve dışarılardaki görüntülerin ne anlama geldiğini düşünüyordum.. bir yandan da yürüyordum yağmurun şiddetini umursamadan.. tamam ıslanıyordum ama, bir yandan da görünen doğanın, bu şehir doğasının sürekli değişiminin ardında yatan insan iradesi midir, yoksa zorunluluk mu, diye de düşünüyordum… Zorunluluk.. işe gitme, çalışma.. iş, çalışma olgularının ardında da ölüm korkusu vardı.. insan öleceğini düşünerek bu düşünceden kaçmak için çalışmak zorundaydı…

Eski filozoflar soruyorlardı sonra.. dünya nedir? neyin içindedir? diye.. tarihten güncelliğe uzanan görüntülerdi bu gördüklerim yürürken.. bir de aynı yerlerden geçiyordum çoğu kere ve kanıksadığım görüntüler oluşuyordu.. ama renkler, biçimler değişiyordu sürekli.. yağmur yağarken, buğulanırken her şey ve güneş açarken ve kar yağarken.. her şey farklılaşıyordu.. görüntüler değişiyordu da, acaba gerçeklik değişiyor muydu.. gerçeklik neydi?..

Bu da görsel bilgi, diyorum içimden.. yürürken, yağmura bakarken, yerlerde, bozuk kaldırımlarda biriken çamurlu suların içinden geçerek ilerliyordum.. sonra bu yağmur gözlüklerimi iyisinden buğulaştırıyor, görmemi engelliyordu.. aklıma Millet’li filozof Anaksimenes geldi.. bilgi edinmenin amacının evrenin düzenini ve yapısını anlamaktır, diyordu.. bilgi yağmuru da anlamamı, buğulu, yağmurlu, değişmiş görüntülü ve renkli mekanlar farklı gerçeklikleri doğuruyor…

“Çeşitli nedenlerden ötürü adını vermekten kaçınmanın daha akıllıca olacağı, uydurma bir ad vermeyi de gereksiz bulduğum bir kasabada, diğer çoğu büyük ya da küçük kasabada olduğu gi- bi, kamuya ait binalar arasında biriyle özellikle övünülür: bir yoksullar evi. Ve işte bu yoksullar evinde, okura hiçbir faydası olmayacağı için belirtmeyeceğim bir tarihte, bu bölümün başlı- ğında adı geçen ölümlü varlık dünyaya geldi.” Dickens (Oliver Twist)

Şekiller değişiyor, görüntüler bir beliriyor bir kayboluyor.. koyu açık yeşil ağaçlar.. ilerdeki apartmanların gri gölgelerini görüyordum.. kırmızı çizgiler beliriyor, ilerdeki neonların ışıkları da ıslak yollara düşüyordu.. gökyüzünün de kül rengi yeryüzüne inmişti.. hareket vardı her tarafta.. yaşamın dengesi de ortaya çıkıyordu…

Hızlıca yürüyordum.. yağmur götürüyordu her tarafı ve insan da görmüyordum etrafta.. motorlar gelip geçiyordu.. arabalar vızır vızır.. renkler birbirinin içine geçmiş, dalgalar halinde dağılmış bütün renkler, biçimler.. kuşlar saklanmış, kediler, köpekler de yok ortalıkta.. sadece araçlar var bu yoğun yağmurda hız yapan motorlarla birlikte.. yine yağmurda evlerinin kuytu köşelerine sığınmış yaşlılar var, televizyon karşısında büzüşmüşler iyisinden…






İlk yorum yapan siz olun