Ümit Gezgin
Güneş yükseliyordu sonsuz mavi göklerde.. bulut yoktu.. bulutlar çekilmişti ve klasik boğa heykeli meydanın tam ortasında duruyor, özellikle gençler buluşma noktası olarak Boğa heykelini gösteriyordu…

Bahariye Caddesini tırmanıyordu bir kırmızı tramvay ağır aksak bir vaziyette.. kalabalıktı baktım tramvaya da, ağzına kadar doluydu ve sıkış tepiş bir vaziyetteydi.. gidip gelenler vardı.. bir köşede durup, oturup saatlerce insanları izleyen işsiz güçsüz tipler de vardı.. yaşlılar da vardı banklarda oturan.. ortadaki setlerde oturan yaşlılar da vardı.. ücretsiz otobüslerle geliyorlar ve sabahtan akşama kadar meydanlarda, deniz kenarlarında oturup çevreyi gözlüyorlar, insanlara bakıyorlardı…

Boğa heykelini yüzyıldan önce bir zamanda bir Fransız heykeltıraş yapıp, Osmanlı’ya hediye etmişti.. İstanbul’da bayağı dolaştıktan sonra heykel şimdiki yerine konduruldu ve buranın simgesi oldu…

Dilenciler, çöpçüler, cepçiler, çapkınlar, hırsızlar, röntgenciler, işsizler, boş bakanlar, haytalar.. ve türlü insan tipleri ve her yaştan insan, Boğa heykelinin çevresinde, ötesinde berisinde gezinip duruyordu…

Hemen arkasında caddeye girişte eski bir kilise vardı.. ama kilise Boğa heykelinden eski değildi.. kilise ara yolunda da türlü kafeler ve dükkanlar vardı.. buralara daha çok gençler takılıyorlardı…






İlk yorum yapan siz olun