Ümit Gezgin
Issızdı sokaklar ve gece karanlığında nesnelerin, eşyaların, görünümlerin algılanışı değişti.. adımımı atar atmaz bunu anlamıştım.. in cin top oynuyordu dışarılarda.. bir gece karanlığını yırtan şımarık Bağdat Caddesi çocuklarının anne baba araçlarıyla hava atmaları vardı ve onlar da gürültüsüz caddede koyun sürüsü gibi ilerliyordu…

Bir Bostancı, bir Kızıltoprak yapıyordu bu otomobiller sabahın ilk ışıklarına kadar.. bu onların cumartesi akşamları hobisi olmuştu adeta.. ben de sokakta ışıklara bakıyor, caddede devir daim yapan bu genç sürünün sürgit devam eden deviniminin tam ne zaman son bulacağını düşünüyordum…

Gerçeklik dağılmış, renkler birbirinin içine geçmişti.. var olan her şey anlamını yitirmişti adeta.. gökyüzü gri veya siyah olmaktan çıkmıştı.. budanmış ağaç dalları tuhaf bir biçimde gökyüzüne yükselmiş, renkleri ve biçimleri değişmişti.. ortalıkta ne kedi ne köpek, ne de kuşlar vardı.. bir martı gördüm kedi mamalarına dadanmış.. o kadar…

Zamanda ve mekanda yer kaplayan her şey, gerçek olarak niteleniyordu.. bu önüm sıra uzanan park etmiş otomobiller, neon ışıkları.. fotoğrafın ve gözün gördüğü bütün biçimler ve renkler.. hareketli ve hareketsiz bütün nesne parçaları tüm ve büyük dünya gerçekliğinin adı olarak karşıma çıkıyordu.. biliyordum ki Mars’ta böyle bir gerçeklik yok.. orda sadece kızıl rengin doğal yolları, vadileri, dağları, tepeleri var.. gökyüzü bile kurşuni bir kızıllıkta…

Apartmanların çoğu ışıkları sönmüş.. bazılarında dış ışıklar, elektrik direklerinden sızanlar gerçeküstü görüntüler oluşmasına sebep oluyor.. geçen otomobillerin farlarından yansıyan parçalar tuhaf, içinden çıkılmaz hareketli, ama soyut tablolara dönüşüyor.. kavramsal, iddialı sanat eseri olup olup dağılıyorlar.. sanat eseri artık mobil, diyorum içimden.. statik olan yok olup gidiyor…

Renkler, biçimler, renkli çizgiler.. zeminde kahverengi pasajlar.. müthiş bir soyutluk ve soyutlama var.. araçlar bile kaybolmuş.. bu bir araç değildir, çağrışımını yapıyor, Magritte’nin “Bu bir pipo değildir.” söylemi gibi.. evler de soyutluk had safhaya varmış durumda.. bu insansız nesnelik içinde bilinç kayboluyor.. algılar karışıyor ve bunlar ne? sorusunu soruyorsun kendine.. uyumuş gitmiş insanlar.. bilmem kaçıncı rüyalarını görüyorlar, çocukları caddede araçlarıyla hava atarken…

Tanpınar’ın “mavi, masmavi bir ışık.. ortasında yüzmekteyim..” dediği bir mavilik içinde ilerliyorum.. ağaçlar, gökyüzü, yeryüzü ve neonlar hep mavi kokuyor.. beyaz tabeladan mı yansıyor bu mavilik anlamak da mümkün değil…






İlk yorum yapan siz olun