Nusret Karaca
Yaşadığın şehre, ilçeye, semte,mahalleye aidiyet duygusuyla bağlı olmak; yeni şeyler öğrenme ve paylaşma merakıyla beslenmek… “Bir insan hangi damarlardan beslenirse odur” derim. O halde bildiklerini hayata geçirmeli insanoğlu; hele ki benim gibi o kıyılarda birikmiş yaşanmışlıkları varsa…
Gel de kâğıt ve kalemle kucaklaşma!…
Gel de yazıya dökme!…
SADABAD CAMİİ
İstanbul’un Kağıthane semtinde, Kağıthane Deresi kıyısında yükselen Sadabad Camii’nin ilk inşası 1722 tarihine dayanır. Lale Devri’nde Sultan III. Ahmed döneminde, Sadabad Sarayı ile birlikte inşa edilen yapı, 1730’daki Patrona Halil İsyanı’nda büyük zarar görerek yıkılmıştır. Sultan III. Selim’in onarımına rağmen zamanla yeniden harap olmuş; sonrasında Sultan II. Mahmud camiyi ve sarayı tekrar ayağa kaldırmıştır. Günümüze ulaşan yapı ise 1863 tarihlidir. Sultan Abdülaziz tarafından tamamen yıktırılarak yeniden yaptırıldığı için yapı, “Aziziye Camii” olarak da anılır.
ARAP CAMİİ
Beyoğlu’nun Galata semtinde konumlanan Arap Camii ise köklü bir geçmişe sahiptir. Rivayete göre cami, 717 yılında İstanbul’u kuşatan Emevi ordusunun komutanı Mesleme bin Abdülmelik tarafından yaptırılmış ve İstanbul’daki ilk cami olma unvanını kazanmıştır. Günümüz mimari verileri ise mevcut binanın 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından inşa edilen San Domenico Kilisesi olduğunu göstermektedir. Yapı, 1453’te İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülmüştür.
Yazmak, her gün yeniden doğmak gibi… Bir şehri, bir semti veya mahalleyi en iyi yaşanmışlıklar anlatır. Bugün de öyle oldu sanırım, değil mi?
…
(*)Haliç günlerimde okulum Eyüp Lisesi Sanat Tarihi Ders Anlatımları, İBB Kültür AŞ Kentim İstanbul(İstanbul’un Semtleri 2003),Haliç(Haliç Dergisi-Haliç Belediyeler Birliği Yayınları Yıl:2003)
Fotoğraflar;Kâğıthane Belediyesi,Kültür Envanteri,Eski İstanbul Fotoğrafları,Aras Neftçi(Kâğıthane-Yıl2003)






İlk yorum yapan siz olun