Ümit Gezgin
Güneş yüzünü göstermişti bugün.. ben de güneşi daha yakından görmek ve gölgelerle renkleri daha iyi gözlemlemek ve resim çizmek için dışarıdaydım.. yürüdüğüm yerlerde de güneşin parça parça sokak, kaldırım ve parklara yayıldığını gözlemledim…



Yürüdüğüm kaldırımda, hemen parkın önünde devasa bir çınar ağacı vardı, yanında da bir motor part etmişti.. arkasında sıra sıra otomobiller vardı ve özel bir kanalın da dizi reklamı kaldırım reklam panolarında yansıyordu.. her yerde reklamlar vardı ve artık beynimizin içi reklam tabelası gibiydi… Resim çizmek nedir, diye düşünerek ilerliyor ve ağaçlara bakıyordum… Yürüyordum Kalamış’a doğru ve büyük ağaçlara, mavi gökyüzüne bakıyordum.. kaldırımda tek tük insan vardı.. herhalde dedim içimden, insanlar evlerinden çıkmıyor, özellikle yaşlılar artık evlerden çıkamaz vaziyetteler.. sonra çıkıp da ne olacak.. evlerde, sıcak evlerde oturuyor ve televizyon izleyip, telefonlarına bakıyorlar…


Kargalar, martılar ve elbet kediler de Kalamış Parkı’nın çimenlerine hücum etmişlerdi.. onlara marketten mama almıştım.. aslında kedi mamasıydı aldığım ama, kargalar ve martılar için de hoştu bu mamalar, seviyordu hayvanlar.. onlar da gökyüzü maviliğine ve beyaz bulutlara bakıyorlardı… Bankta kediler de oturmuşlardı, sevin beni, diyordu kedicikler.. evet, onlar mamadan ziyade sevgi arıyorlardı.. kedilerin böyle bir özelliği vardı.. kuşlar ürküyorlardı belki ama, kediler insanlara yakın duruyorlardı…




Denize, körfez suyuna bakıyordum.. ilerlerde kırmızı renkli tanker vardı.. zaman zaman körfezin içine kadar geliyor ve kum çekiyordu dipten.. anlaşılıyor ki marina büyütülüyor, genişletiliyor ve derinleştiriliyordu.. bulutlar aşağıya doğru inmişti..tuhaf bir şekilde rüzgarlı ve dalgalı denizde yelkenliler, kürekçiler de vardı ve küçük yelkenli kayıklar adalar açıklarına kadar gitmişti…Sahilde yürüdüm..insanlar da yürüyordu ve konuşuyorlardı.. ne hakkında konuştuklarını duydukça, onların günlük hayatın insanları olduğunu, düşünmeye başladım… Tatlı, sert esişi vardı rüzgarın.. ilerdeki Moda burnuna bakıyordum ve apartmanların eskiden orada olmadığını anlıyordum.. sonra Kurbağalıdere’ye giriyordu deniz…



Martıyı gördüm sonra.. kayaların üzerinde sessizce duruyordu.. kırmızı tankere bakıyordu.. bulutlar da soyut tablolar gibi uzanıyordu adalara ve sonra karşı kıyılara doğru.. dalgalar burada fazla, açıklarda görünmüyordu.. denizin altında da yoktu muhtemelen.. dalgıçlar denizin derinliklerinde nasıl hissediyordu acaba denizi… Parlak bir gökyüzü vardı ve martılar da sakin sessiz uçuyorlardı gökyüzü maviliği ve beyaz sessiz bulutlar içinde.. apartmanlar arkada görünüyor, onlar da mezar taşlarını hatırlatıyordu bana.. sessiz, sakin ve sanki ölü… İçimden yüzmek geldi ama, hava soğuk, rüzgarlı.. nasıl yüzecektim.. imkan dahilinde değildi, ama inat edersem yüzerim, dedim.. dedim de.. sonra ne olacak.. denizden çıktıktan sonra soğuktan ve üşümekten herhalde hasta olacaktım…






İlk yorum yapan siz olun